Seramiksan’dan 4 yeni teknoloji Google

SERAMİKSAN, Uluslararası Yapı Fuarı’nda Türkiye’de kez kullanılan dört önemli teknolojiyi tanıtıyor.

Nano teknoloji uygulanarak üretilmiş parlak Nano Tech granitler, Soluble Salt teknolojisi ile üretilmiş hem yüzeyi desenli hem de parlatılmış granitler, yarı mat-yarı parlak anti-slip kaymaz yüzey sırlı Lappato granitler ve doğanın renklerini, desenlerini 3 boyutlu dijital baskıyla mekanlara taşıyan Digiart karolar Seramiksan’ın ürün gamı arasında yer alıyor. Nano teknoloji uygulanarak üretilen ‘NanoTech’ granitler, leke tutmuyor, bakteri barındırmayarak hijyen sorununu ortadan kaldırıyor. granitlerde gözenekler, yapılan özel işlemle kapatılıyor böylece hijyen sorununun önüne geçilmesi amaçlanıyor. ‘Soluble Salt’ teknolojisi sayesinde parlak granitler, doğadaki doku ve renkleri ile gerçeğine en yakın şekilde üretiliyor. sayede birbirinin devamı olan desenler ediliyor ve mekanlar doğal görünüm kazanıyor. İlk olarak İtalya’da geliştirilen farklı teknoloji olan Lappato ise üretim sırasında yapılan ikinci uygulama ile karo yüzeyine derinlik kazandırarak 3 boyutlu görüntü yaratılıyor. Yalnızca Seramiksan tarafından rotodigit teknolojisi kullanılarak üretilen Digiart karolar sayesinde de karo yüzeyi üzerine yüksek çözünürlüklü baskı yapılarak gerçeğine çok yakın doğal görüntüler edilebiliyor.

Kaynak : Hurriyetemlak.com

Aramalar:

MİLLİ EMLAK KİRALAMA İŞLEMLERİ Google

KİRALAMA İŞLEMLERİ

Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi görev ve yetkisi, Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesinin (b) bendine göre Bakanlığımıza aittir.

Hazinenin özel mülkiyetinde ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların kiraya verilmesi işlemleri esasen 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik ve 300 sıra sayılı Milli Emlak Tebliğ hükümleri ile Bakanlığımızca çıkarılan Genelgelere göre yürütülmektedir.

OLARAK KİRALAMA İŞLEMLERİ
ÖZELLİK ARZEDEN KİRALAMA İŞLEMLERİ
1- Ağaçlandırma Amaçlı Kiraya Verilmesi

2- Balıkçı Barınaklarının Kiraya Verilmesi

3- Kıyı Kanunu Kapsamına Giren Yerlerin Kiraya Verilmesi

4- Yüksek Öğretim Kurumlarına Tahsisli Taşınmazların Kiraya Verilmesi

5- Milli Eğitim Bakanlığına Tahsisli ve Bakanlığa Bağlı Okul ve Kurumlardaki Kantin, Açık Alan, Salon ve Benzeri Yerlerin Kiraya Verilmesi

6- Kültür ve Turizm Bakanlığına Tahsisli Olup Döner Sermaye Hizmetlerinde Kullanılan Taşınmazların Kiraya Verilmesi.

7- Hazinenin Elbirliği veya Paylı Mülkiyetinde Bulunan Taşınmazların Kiraya Verilmesi

8- Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Topraksız veya Yeterli Toprağı Olmayan Çiftçilere Kiraya Verilmesi

OLARAK KİRALAMA İŞLEMLERİ

Başvuru:

2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre, tarımsal, ticari, spor ve sosyal nitelikli vb. diğer amaçlarda kullanılmak amacıyla, talep sahibi tarafından belirlenen taşınmazın kiralanmasının istenilmesi halinde, kiralama amacını ve taşınmazın sınırları gösterir bilgileri içeren dilekçeyle taşınmazın bulunduğu yerdeki Defterdarlığa/Malmüdürlüğüne müracaat edilmesi gerekmektedir.

Kiraya Verilmesi Mümkün Olmayan Hazine Taşınmazları:

Talep dilekçesine konu olan taşınmazların kamu hizmetlerine tahsisli olup tahsis amacında kullanılan taşınmazlar ( gibi taşınmazların içinde bulunan büfe, kantin, çay ocağı ve benzeri ticari üniteler hariç), kıyı ve sahil şeritleri (Kıyı Kanununda belirtilen amaçlarda kullanılmak üzere kiralanması talep edilen taşınmazlar hariç), sit alanında kalan taşınmazlar (Kültür ve Turizm Bakanlığınca kiraya verilmesi görülen taşınmazlar hariç), millî park sınırları içerisinde kalan taşınmazlar, Tarım Reformu kapsamındaki taşınmazlar (Tarım Reformu Müdürlüğünce kiraya verilmesi görülen taşınmazlar hariç), Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamındaki taşınmazlar, (Genelkurmay Başkanlığınca kiraya verilmesi görülen taşınmazlar hariç), ibadet yerleri, özel kanunları gereğince hak sahiplerine devri gereken ve devrine yönelik işlemleri devam taşınmazlardan (4070, 4071, 4072 vb.) olması halinde kiraya verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Ayrıca; 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında kalan taşınmazların, 5393 sayılı Belediye Kanununun 79. maddesinin 2 nci fıkrası hükmü uyarınca tasarrufu ilgili belediyelere bırakılan taşınmazların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da ilan edilmiş olan özel çevre koruma bölgesinde kalan taşınmazların, İl Özel İdarelerince kiraya verilmesi gereken, su ürünü üretim yerleri ile kaynak ve yeraltı sularının kiralanması için ilgili kurumlara başvurulması gerekmekte olup, alanlarda kalan taşınmazlar için Defterdarlığa/ Malmüdürlüğüne yapılan başvurular da ilgili Kurumlara iletilmektedir.

İhale Usulleri:

hükümlerle yapılan kira işlemlerinde; kapalı teklif usulü, açık teklif usulü ve pazarlık usulü olmak üzere üç tür ihale usulü uygulanır.

Taşınmazların kiraya verilmesinde tahmin edilen yıllık kira bedeli, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 45 inci maddesine göre her yıl merkezî yönetim bütçe kanunuyla belirlenen parasal sınıra kadar olan ihalelerde açık teklif usulü, sınırı aşanlarda ise kapalı teklif usulü uygulanır.

Kullanışlarının özelliği veya İdareye yararlı olması nedeniyle kapalı veya açık teklif usulleriyle ihalesi görülmeyen Hazine taşınmazları, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51 inci maddesinin (g) bendine göre pazarlıkla kiraya verilebilir.

Pazarlık Usulüyle Kiraya Verilmesi Mümkün Olan Taşınmazlar:

Taşınmazların kiraya verilmesi işlemlerinde; kullanışlarının özelliği veya İdareye yararlı olması hususlarının bulunup bulunmadığı Bakanlıkça belirlenir. Ancak, tarıma elverişli arazilerin topraksız veya az topraklı çiftçilere kiraya verilmesi, tahsisli taşınmazlar ile kamu hizmeti görülmek üzere bütçe kapsamındaki kamu idarelerince kiralanan taşınmazların ticari amaçla kullanılması mümkün olan bölümlerinin kiraya verilmesi, geçici iş ve hizmetler için kullanılacak taşınmazların kiraya verilmesi, para çekme makineleri için kullanılacak yerlerin bankalara kiraya verilmesi, baz istasyonları ile radyo ve televizyon vericileri için ihtiyaç duyulan yerlerin kiraya verilmesi, bütçe kapsamı dışındaki kamu idarelerine kiraya verme, ağaçlandırma amaçlı kiraya verme, birlikte kullanılacağı parselin maliki veya kiracısı tarafından kiralanması talep edilen, parselle bütünlük arz ve müstakil kullanımı mümkün olmayan taşınmazların kiraya verilmesi, sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getiren eski kiracısı tarafından kiralanması talep edilen taşınmazların (otoparklar hariç) kiraya verilmesi, reklam levhası konulmak üzere kiralanması talep edilen taşınmazların kiraya verilmesi, balıkçı barınaklarının o yörede en az oniki aydan beri faaliyette bulunan su ürünü kooperatiflerine veya su ürünü kooperatif birliklerine kiraya verilmesi işlemlerinde, kullanışlarının özelliği veya İdareye yararlı olduğu hususunun varlığı kabul edilir ve taşınmazlar 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51 inci maddesinin (g) bendine göre pazarlıkla kiraya verilebilir.

İhaleye Katılabilme Şartları:

Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğe göre yapılacak ihalelere katılacakların; yasal yerleşim yeri sahibi olmaları, tebligat için Türkiye’de adres göstermeleri, gerçek kişilerin T.C. kimlik numarasını, tüzel kişilerin ise vergi kimlik numarasını bildirmeleri, Yönetmelikte istisna edilen işler dışında geçici teminatı yatırmış olmaları, işin gereğine göre defterdarlık veya malmüdürlüğünce tespit edilecek diğer belgeleri vermeleri, özel hukuk tüzel kişilerinin, yukarıda belirtilen şartlardan ayrı olarak, idare merkezlerinin bulunduğu yer mahkemesinden veya siciline kayıtlı bulunduğu ticaret veya sanayi odasından yahut benzeri meslekî kuruluştan, ihalenin yapıldığı yıl içinde alınmış sicil kayıt belgesi ile tüzel kişilik adına ihaleye katılacak veya teklifte bulunacak kişilerin tüzel kişiliği temsile tam yetkili olduklarını gösterir noterlikçe tasdik edilmiş imza sirkülerini veya vekâletnameyi vermeleri; kamu tüzel kişilerinin ise, tüzel kişilik adına ihaleye katılacak veya teklifte bulunacak kişilerin tüzel kişiliği temsile yetkili olduğunu belirtir belgeyi de vermeleri şarttır.

İhaleye Katılamayacak Olanlar:

1. İhaleyi yapan idarenin;

a) İta amirleri,

b) İhale işlemlerini hazırlamak, yürütmek, sonuçlandırmak ve denetlemekle görevli olanlar,

c) (a) ve (b) bentlerinde belirtilen şahısların eşleri ve ikinci dereceye kadar (ikinci

d) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen şahısların ortakları ( şahısların yönetim kurullarında görevli olmadıkları anonim ortaklıklar hariç).

2. Kanun ve diğer kanunlardaki hükümler gereğince geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanmış olanlar.

doğrudan veya dolaylı olarak ihalelere katılamazlar.

Teminat Olarak Kabul Edilebilecek Değerler:

Geçici veya kesin teminat olarak; tedavüldeki Türk Parası, bankalar ve özel finans kurumlarının verecekleri süresiz teminat mektupları, Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri veya senetler yerine düzenlenen belgeler (Nominal bedele faiz dahil edilerek ihraç edilmiş ise işlemlerde anaparaya tekabül satış değerleri esas alınır) kabul edilir.

Bedel Tespiti:

Kiralanacak taşınmaza ilişkin tahmin edilen bedel, İdarece tespit edilir veya ettirilir ve ihale komisyonunca karara bağlanır. Bedel tespit ve takdirinde, taşınmazın konumu ve özellikleri göz önünde bulundurulmak suretiyle rayiç bedel esas alınır. Kiralama işleminde yıl tahmini kira bedeli, taşınmazın emlak vergisine esas asgari metrekare birim değerinin % 5’ inden (yüzde beşinden) az olmamak üzere tespit ve takdir edilir.

Geçici Teminat:

Kiralama ihalelerinde tahmini kira bedelinin % 10’ undan az olmamak üzere % 30′ una kadar geçici teminat alınabilir.

Kira Süresi:

Mülkiyeti Hazineye ait veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlar en fazla 10 (On) yıl süreyle kiralanabilir. Turistik tesis kurulacak yerler ve turistik tesisler, enerji üretimi tesisleri ile iletim ve dağıtım tesis ve şebekelerinin ihtiyacı olan araziler, doğal gaz iletim, dağıtım ve depolama tesis ve şebekelerinin ihtiyacı olan araziler on yıldan fazla süre ile kiralanabilir.

Kesin Teminat:

Kiracının, sözleşme ve şartname hükümlerine olarak yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak amacıyla, sözleşme yapılmasından önce müşteriden ihale bedeli ( yıllık kira bedeli) üzerinden % 6 (yüzde altı) oranında kesin teminat alınır.

İhale Kararının Bildirilmesinden Sonra Müşterinin Sorumluluğu:

Talep sahibi, onaylanan ihale kararının bildirilmesini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde geçici teminatı kesin teminata çevirerek İdarece düzenlenecek sözleşmeyi imzalamak, zorunlu ise aynı süre içinde sözleşmeyi notere tasdik ve tescil ettirerek İdareye vermek, ihale bedeli ile müşteriye ait bulunan vergi, resim ve harçları ve diğer giderleri ödemek, varsa diğer yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. zorunluluklara uyulmadığı takdirde, protesto çekmeye ve hüküm almaya gerek kalmaksızın ihale bozulur ve varsa geçici teminat Hazineye gelir kaydedilir ve 1 () yıla kadar ihalelere katılmaktan yasaklama kararı verilir.

Kira Bedelinin Tahsili:

Kira bedelinin 1/4 ü peşin, kalanı 3 eşit taksitle ödenir. İkinci ve müteakip yıllar kira bedelleri, cari yıl kira bedelinin Türkiye İstatistik Kurumunca artışın yapılacağı ayda yayımlanan Üretici Fiyatları Endeksi ( önceki yılın aynı ayına göre % değişim oranı) oranında artırılması suretiyle hesaplanır. Bitkisel üretimle sınırlı olmak kaydıyla yapılacak kiralamalarda yıl bedeli ihale bedeline, sonraki yıl bedelleri ise sözleşmeleri gereğince tespit edilecek bedellere %50 (yüzde elli) indirim uygulanarak kira bedeli tahsil edilir.

07/06/2008 tarihinden sonra; Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların kiraya verilmesi işlemlerinden KDV tahsil edilmemektedir.

Süresinde ödenmeyen kira bedelleri, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesi gereğince gecikme zammı oranı uygulanarak tahsil edilir.

Sözleşme Devri:

İhale süresiyle sınırlı olmak kaydıyla kira sözleşmesi, Bakanlığın izniyle başkasına devredilebilir veya sözleşmeye ortak alınabilir. Devir alacaklarda ve ortak olacaklarda ihaledeki şartlar aranır. Kira sözleşmelerinin devri için, kiracının yükümlülüklerini yerine getirmiş olması ve devir talebinde bulunduğu tarih itibarıyla sözleşmeden doğan herhangi borcunun olmaması gerekmektedir. Kira sözleşmeleri, devir talebinde bulunan kiracının söz konusu taşınmazı sözleşmeye dayalı olarak kullanmaya başladığı tarihten itibaren 3 yıl içinde ve sözleşmenin bitimine 6 ay kala devredilemez. Topraksız ve az topraklı çiftçilere kiraya verilen arazilere ilişkin sözleşmeler devredilemez.

Sözleşmeyi devralacak kişiler devir tarihinden itibaren 3 yıl geçmedikçe yeniden devir talebinde bulunamazlar. Ancak ticaret unvanı ve işletmenin nev’indeki (limited şirketin, anonim şirkete dönüşmesi gibi) değişiklikler nedeniyle yapılacak devirler ile kiracının %50 hissesinden fazlasına sahip olduğu şirketlere yapılacak devirlerde süre şartı aranmaz. Kiracının %50 hissesinden fazlasına sahip olduğu şirketlere yapılacak devirlerde; sözleşme süresince kiracının şirketteki hissesinin %50’nin altına düşmemesi gerekmektedir. İşletmenin nev’inde meydana gelen değişiklikler nedeniyle yapılacak devirlerde; şirketin en az %50 hissesinin eski şirket ortaklarına ait olması ve sözleşme süresince oranın %50’nin altına düşmemesi gerekmektedir.

Ticaret unvanı ve işletmenin nev’indeki değişiklikler nedeniyle yapılacak devirler ile kiracının %50 hissesinden fazlasına sahip olduğu şirketlere yapılacak devirlerde devre esas kira bedeli, devredilen sözleşmede öngörülen kira bedelidir. durum dışındaki kira sözleşmelerinin devrinde, sözleşme konusu taşınmaza günün emsal ve rayiç bedelleri dikkate alınmak suretiyle kıymet takdir ettirilerek devre esas kira bedeli tespit edilir. Devir sözleşmesi sözleşmenin devredildiği tarihteki kira bedelinden az olmamak kaydıyla tespit edilen bedel üzerinden düzenlenir.

Kiracının kira şartname ve sözleşmesine aykırı davranması:

Kira sözleşmesi düzenlendikten sonra; kiracının taahhüdünden vazgeçmesi veya taahhüdünü, şartname ve sözleşme hükümlerine olarak yerine getirmemesi üzerine, sözleşme feshedilerek, fesih tarihi itibariyle varsa ödenmemiş kira bedelleri 6183 sayılı Kanuna göre hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir, kiracıdan yıllık kira bedeli tutarında ayrıca tazminat alınır, kesin teminat kiracının borcuna mahsup edilmeksizin, Hazineye gelir kaydedilir, söz konusu taşınmaz kiracıdan teslim alınır.

ÖZELLİK ARZEDEN KİRALAMA İŞLEMLERİ

1-AĞAÇLANDIRMA AMAÇLI KİRAYA VERİLMESİ İŞLEMLERİ

İlgili Mevzuat:

Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahaların ağaçlandırma yapmak amacıyla gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine kiraya verilmesi işlemleri 09.10.2003 tarih ve 25254 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ağaçlandırma Yönetmeliği (Değişik: R.G.-30.04.2009–27215) ve 300 sıra sayılı Milli Emlak Tebliğinin, Özellik Arzeden Kiralama İşlemlerinin (XVIII.Bölüm) Ağaçlandırma İşlemleri başlıklı (C) Bölümü hükümleri çerçevesinde Bakanlığımızca yürütülmektedir.

Başvuru:

Ağaçlandırma yapılmak amacıyla kiralama talebinde bulunan gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin, Hazinenin özel mülkiyetindeki arazilerden talep edecekleri sahanın ada ve parsel numarasını belirtmek suretiyle, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden talep edecekleri saha için ise sahaya ait kroki veya haritayı ekleyerek (Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde tescil şartı aranmaz) illerde defterdarlıklara, ilçelerde ise malmüdürlüklerine dilekçe ile başvurmaları gerekmektedir.

Ağaçlandırma Amaçlı Kiraya Verilebilecek Ağaç Türleri:

Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahalar üzerinde Kavak, Okaliptus, Kızılağaç, Kestane, Ceviz, Zeytin, Badem, Harnup, Antepfıstığı, Defne, Menengiç, Sakız Ağacı, Kuşburnu, Alıç, Mahlep vb. odun dışı orman ürünü veren Ağaç ve ağaççıklar, Jojoba, Ahlat Çam türleri, Sedir, Göknar, Ladin, Fıstıkçamı, Sahilçamı, Kızılçam, Karaçam, Sarıçam, Halepçamı ve asli orman ürünü veren diğer ibreliler Kayın, Akasya, Meşe, Dişbudak, Ihlamur, Karaağaç, Akçaağaç vb. asli orman ürünü veren Diğer Yapraklılar Servi, At Kestanesi, Aylantus, Çınar, Söğüt, İğde, Gladiçya türleri yetiştirmek üzere ağaçlandırma yapılmak amacıyla kiralama yapılmaktadır.

Hazinenin özel mülkiyetindeki araziler veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler üzerinde elma, armut, şeftali, incir ve benzeri meyve ağacı türleri ile ağaçlandırma izni verilmemektedir.

Ağaçlandırma Amaçlı Kiraya Verilebilecek Taşınmazlar:

Belediye ve mücavir alan sınırları içinde olup, imar planında “Ağaçlandırılacak Alan” olarak ayrılan taşınmazlar, belediye ve mücavir alan sınırları dışında olup, planı bulunan yerlerde herhangi üst ölçekli planda ağaçlandırma amacına ayrılmış yerler ve Bakanlığımızca yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda kiraya verilmesinde sakınca görülmediği tesbit edilen yerler ağaçlandırma yapılmak amacıyla kiraya verilmektedir.

Ağaçlandırma Amaçlı Kiraya Verilemeyecek Taşınmazlar:

Anılan Tebliğin “Kiraya Verilemeyecek Taşınmazlar” bölümünde belirtilen taşınmazlar,

Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde imar planı bulunmayan yerler ile onaylı imar planlarında “ağaçlandırılacak alan” dışında amaca ayrılmış yerlerde,

Belediye ve mücavir alan sınırları dışında olup, herhangi ölçekteki plânda ağaçlandırma dışında başka amaca ayrılmış yerlerde,

Mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde,

2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 8 inci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri ile ileride turizm amacına yönelik yatırımlara açılabilme ihtimali olan yerlerde,

Deniz, akarsular, tabii ve suni göllerin kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan alanları ile baraj ve gölet alanlarında, (Devlet Su İşleri Müdürlüğünün görüş verdiği alanlar hariç)

İmar planları dışında, tek parçada veya birden fazla olmakla birlikte birbirine bitişik 2 hektardan küçük arazi üzerinde,

Gerçek veya tüzel kişilere defada tek proje için 300 hektardan büyük arazi üzerinde, (maden sahalarının ağaçlandırılması ile asli orman ürünü işleyerek faaliyetlerini sürdüren gerçek ve tüzel kişilerin ihtiyacı olan hammaddenin karşılanması amacıyla yapacakları özel ağaçlandırma, özel erozyon kontrolü, özel imar-ihya çalışmalarında saha büyüklüğü sınırlaması aranmaz.)

Paydaş/paydaşlar dışındaki gerçek ve tüzel kişilerin talebine konu paylı mülkiyete tabi araziler üzerinde,

Kavak, kızılağaç, okaliptüs ve benzeri hızlı gelişen orman ağacı türleri ile zeytin, ceviz, kestane, antepfıstığı, badem, iğde, menengiç, harnup gibi ağaç türleri dışındaki ağaç türleri için I, II, III, IV üncü sınıf tarım arazileri üzerinde,

Bakanlığımız veya diğer bütçeli kuruluşların gelecekteki ihtiyaçları için gerekli olduğu anlaşılan taşınmazlar üzerinde,

Teferruğ yolu ile edinilip, edinme tarihinden itibaren yıl geçmemiş taşınmazlar üzerinde,

Kamulaştırma yolu ile edinilip amacında kullanılmadığı için boş kalan ve 2942 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinde yazılı süresi dolmamış olan taşınmazlar üzerinde,

Üzerinde irtifak hakkı tesis edilmiş ve hak süresi dolmamış olan taşınmazlar üzerinde,

Özel kanunlar gereği olarak, özel amaçlarla tahsisi, kamu kurum ve kuruluşlarına devri veya kullanımlarına verilmesi gereken taşınmazlar üzerinde,

ağaçlandırma izni verilmemektedir.

Ağaçlandırma Amaçlı Kiralama Taleplerinin Değerlendirilmesi:

Aynı yer için birden fazla talep olması halinde Ağaçlandırma Yönetmeliğinin (Değişik: R.G.-30.04.2009–27215) Başvuru ve Projelendirme Başlıklı 11. maddesinde belirtilen öncelik sıralarına göre işlem tesis edilmektedir.

Anılan Yönetmeliğin (Değişik: R.G.-30.04.2009–27215) 11. maddesinde, 4122 sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununun 4 üncü maddesinde sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının müracaatlarının ilan edilmeksizin öncelikli olarak yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır.

Bakanlığımızca yapılan inceleme ve değerlendirmede, talep konusu taşınmazın ağaçlandırma yapılmak amacıyla kiraya verilmesinde sakınca görülmediğinin tesbit edilmesi halinde, anılan Yönetmeliğin (Değişik: R.G.-30.04.2009–27215) 11. maddesi hükmüne göre öncelikle;

Talep konusu taşınmazın belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde ve imar planında “Ağaçlandırılacak Alan” olarak ayrılmış olması halinde müracaatçı adına,

Talep konusu taşınmazın belde mülki hudutları içerisinde kalması ve müracaatçılar arasında belde belediye başkanlığı olması durumunda belde belediye başkanlığı adına, belde belediye başkanlığının müracaatının olmaması durumunda ise, belde belediye başkanlığına yapılacak yazılı tebligat ile taleplerinin olması halinde özel ağaçlandırma müracaatının yedi gün içerisinde yapılması gerektiği bildirilmekte olup, tebligat sonucu müracaatının olmaması halinde müracaatçı adına,

Talep konusu taşınmazın köy mülki hudutları içerisinde kalması ve müracaatçının köy muhtarlığı olması durumunda, öncelikle köy muhtarlığının talebi tahsis yoluyla değerlendirilmektedir.

Talep konusu taşınmazın köy mülki hudutları içerisinde kalması ve müracaatlar arasında o köy nüfusuna kayıtlı ve o köyde ikamet gerçek ve tüzel kişinin olması durumunda; köy muhtarlığına yapılacak yazılı tebligat ile taleplerinin olması halinde özel ağaçlandırma müracaatının yedi gün içerisinde yapılması gerektiği bildirilmekte olup, tebligat sonucu müracaatının olmaması halinde, o köy nüfusuna kayıtlı ve o köyde ikamet gerçek kişi ile o köyde ikamet tüzel kişiye,

Talep konusu taşınmazın köy mülki hudutları içerisinde kalması ve müracaatçıların, taşınmazın bulunduğu köy nüfusuna kayıtlı olmayan ve o köyde ikamet etmeyen gerçek ve tüzel kişiler olması halinde, müracaat yedi gün süreyle köyde ilan edilmekte olup, ilan sonucunda, köy muhtarlığının müracaatta bulunması halinde köy muhtarlığına, köy muhtarlığının müracaatta bulunmaması halinde ise, ilan süresi içerisinde köy halkından müracaat gerçek ve tüzel kişiye, o köyde ikamet ve o köy nüfusuna kayıtlı hiç kimsenin başvuruda bulunmaması halinde ise müracaatçıya,

proje hazırlanmasına yönelik ön izin verilir.

Ön İzin ve Kiraya Verme İşlemleri:

Yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alınarak talepler değerlendirildikten sonra ağaçlandırma yapılmak amacıyla kiraya verilmesinde sakınca görülmediği tesbit edilen ve öncelik sırası belirlenen gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine Ağaçlandırma Yönetmeliğinin (Değişik: R.G.-30.04.2009–27215) yedinci fıkrası uyarınca ağaçlandırmaya esas teşkil edecek projenin hazırlanmasına yönelik 3 ay süreli ön izin verilmekte olup, uygulama projesinin verilen sürede teslim edilmemesi ve talepte bulunulması halinde ise, 1 ay süreli ek süre verilir.

süreler zarfında Ormancılık Bürolarınca hazırlanan proje Çevre ve Orman Bakanlığına onaylatıldıktan sonra ağaçlandırma yapılmak üzere gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerine, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 51/g maddesi uyarınca pazarlık usulü ile azami 10 yıl süreyle kiraya verilir.

Ağaçlandırma Amaçlı Kiraya Verilecek Yerlerde Kira Bedeli:

Kira bedelleri, Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Müdürlüğünce, fidan türleri ve arazi verim sınıfları dikkate alınarak her yıl yeniden belirlenmekte olup, bedeller Bakanlığımızca valiliklere duyurulur. Ayrıca tespit edilen bedeller beş yıl % 50 indirimli olarak tahsil edilmektedir.

Yapılaşma Şartları:

Kiraya verilen taşınmazlar üzerinde proje sahası yatay alanının % 0,1’ine kadar ağaçlandırma, bakım ve koruma amaçlı yapılaşma izni Bakanlığımızca verilebilmektedir. miktar 3.000 m²’yi geçemez.

Ara Tarım Şartları:

Hazinenin özel mülkiyetinde ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan alanlarda, asli veya odun dışı orman ürünü veren ağaç ve ağaççıklarla yapılan ağaçlandırmaların altında, projesinde belirtilmek ve projesine olarak ağaç dikimi yapıldığının Çevre ve Orman Bakanlığınca tespit edilmesi kaydıyla ikinci tür olarak, tıbbi, aromatik, yumrulu ve soğanlı bitkiler ile diğer tarım ürünleri yetiştirilebilir. Ara tarım yapılacak alanın kullanım bedeli, ağaçlandırma amacıyla belirlenen kira bedelinden ayrı olarak İdarece 2886 sayılı Kanuna göre rayiç kira bedelleri dikkate alınarak takdir edilmektedir.

Anılan Tebliğin Özellik Arzeden Kiralama İşlemlerinin (XVIII.Bölüm) Ağaçlandırma İşlemleri başlıklı (C) Bölümünün 12. maddesinde belirtilen şartlar gerçekleşmeden ara tarım yapıldığının belirlenmesi halinde, İdarece 2886 sayılı Kanuna göre belirlenecek kullanım bedelleri kiracıdan talep edilerek sözleşmenin feshi yoluna gidilmektedir.

Ağaçlandırma Amaçlı Kiralamalarda Kira Süresi:

Kira süresi içinde yapılacak kontrollerde, arazinin Çevre ve Orman Bakanlığınca onaylanan ağaçlandırma projesine olarak ağaçlandırıldığının tespit edilmesi halinde, kira süresi 10’ar yıllık dilimler halinde, uygulama projesinde belirlenen süreye kadar uzatılabilmektedir.

Kira Sözleşmesinin Feshi:

Bakanlığımızca kiraya verilen taşınmazlar üzerinde Çevre ve Orman Bakanlığınca onaylanan projedeki teknik esaslar doğrultusunda ağaçlandırma çalışması yapılmadığı ve sözleşmeden doğan yükümlülüklerinin yerine getirilmediği (dikim işlemine zamanında başlamama, izinsiz yapılaşma, izinsiz ara tarım, kira bedellerinin iki yıl üst üste yatırılmaması vs.) tesbit edilenlerin kira sözleşmeleri Bakanlığımızca feshedilmektedir.

Herhangi nedenle sözleşmenin feshine neden olunması halinde, İdarece arazinin 2886 sayılı Kanuna göre rayiç kira bedelleri dikkate alınarak takdir edilecek kullanım bedelinden, ağaçlandırma amacıyla ödenen kira bedelleri mahsup edildikten sonra kalan miktar yapılacak tebligat tarihinden itibaren 1 ay içinde kiracı tarafından defaten ödenmekte olup, husus düzenlenecek sözleşmelere özel şart olarak konulmaktadır.

Sözleşmenin feshi halinde 2886 sayılı Kanuna göre takdir edilecek yılı rayiç kira bedeli tutarı ayrıca tazminat olarak alınacak ve arazi mevcut haliyle Hazineye teslim edilmekte, arazi üzerinde fesih tarihine kadar yapılmış işler ve dikilmiş ağaçlar için kiracı tarafından herhangi hak veya tazminat talebinde bulunulmamaktadır.

II- BALIKÇI BARINAKLARININ KİRAYA VERİLMESİ İŞLEMLERİ

Balıkçı Barınaklarının Tanımı

Her türlü balıkçı gemilerine hizmet vermek maksadı ile mendireklerle korunmuş, yeterli havuz ve geri saha ile barınacak gemilerin manevra yapabilecekleri su alanı ve derinliğe sahip, yükleme, boşaltma, bağlama rıhtımları ile suyu, elektriği, ağ kurtarma sahası, satış yeri, idare binası, ön soğutma ve çekek yeri bulunan, büyüklüğüne ve sağladığı imkanlara göre balıkçı limanı, barınma yeri veya çek çek yeri olarak adlandırılan kıyı yapılarıdır.

Mevzuat

Balıkçı barınakları, 13/12/1996 tarihli ve 22846 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanan Balıkçı Barınakları Yönetmeliği ile 300 sıra sayılı Milli Emlak Tebliğine göre kiralanmaktadır.

Balıkçı Barınaklarının Kiralanması

Balıkçı barınakları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığının olumlu görüşlerine dayanılarak, Bakanlığımız tarafından kiraya verilmektedir.

Kiralamada öncelikle;

-Balıkçı barınağının mülki idare sınırları içerisinde bulunan,

-Ortakları orada ikamet ,

-En az on iki aydan beri faaliyette bulunan,

-Münhasıran su ürünleri ile iştigal ,

-Otuz günlük ilan süresi içerisinde kiralamak için müracaat ,

Su ürünleri kooperatif veya kooperatif birliklerine, on yıldan az olmamak üzere açık pazarlık usulüyle kiraya verilir.

Balıkçı barınağının bulunduğu mülki idari sınırlar içerisinde birden fazla su ürünleri kooperatifinin olması ve kooperatiflerin ayrı ayrı barınak kiralama taleplerinin bulunması halinde, gerekli şartları taşıyan kooperatiflerin aralarında anlaşarak müşterek ve müteselsil sorumlu olarak kiralama istekleri olduğu takdirde, barınak açık pazarlık usulüyle kooperatiflere kiralanmaktadır.

Kooperatiflerin aralarında anlaşma olmaması halinde gerekli şartları taşıyan ve barınağın bulunduğu mülki idari sınırlar içerisinde balıkçı gemilerinin yarısından fazlasının üye olduğu kooperatife açık pazarlık usulüyle kiraya verilmektedir.

Yukarıda belirtilen şartların sağlanamaması halinde ise kooperatifler arasında yapılacak ihaleyle barınak kiralanmaktadır.

Su ürünleri Kooperatif ve birlikleri ilan edilen süre içinde kiralama talebinde bulunmadığı veya gerekli şartları taşımadıkları taktirde barınak, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu gereğince Bakanlığımız tarafından talep bulunması halinde öncelikle yerel yönetimlere aksi taktirde diğer gerçek ve tüzel kişilere kiralanmak üzere ihale edilir.

Balıkçı Barınaklarına Kıymet Takdir Edilmesi

Balıkçı barınaklarının İlk yıl tahmini kira bedeli, sınıf ve maliyet durumları ile Balıkçı Barınağı yönetmeliğinin EK – 1′de belirtilen kriterlere göre Tarım İl Müdürlüklerince tesbit ve hesap edilerek Defterdarlığa (Milli Emlak Müdürlüğü) bildirilir. Tarım İl Müdürlüğünce bildirilen bedel 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun 13 üncü maddesine göre oluşturulan komisyonca incelenir ve Tarım İl Müdürlüğünce belirlenen bedelden az olmamak üzere, yıllık kira bedeli olarak karara bağlanır.

sonraki yıllara ait kira bedeli, önceki yıl kira bedelinin Türkiye İstatistik Kurumunca yayımlanan Üretici Fiyatları Endeksi ( önceki yılın aynı ayına göre % değişim oranı) oranında artırılması suretiyle hesaplanır.

Geçici ve Ek Taminat

Balıkçı barınaklarının kiralama ihalelerinde geçici teminatın yanı sıra tahmini bedelin % 30’u oranında ek teminat alınır.

Balıkçı Barınaklarının Kira Süresi

Bakanlığımızca balıkçı barınakları 10 yıllık dönemler halinde kiralanmaktadır.

Kira Süresinin Sona Ermesi

Kira süresinin sona ermesiyle kiracının tüm hakları sona erer ve yeniden yapılacak kiralamada eski kiracıya herhangi öncelik ve tercih hakkı tanınmaz. Kira süresinin sonunda veya kira sözleşmesinin süresinden önce feshi halinde kiracı tarafından hiç hak ve tazminat iddiasında bulunulmadan barınak ve üzerindeki tesisler Hazineye teslim edilir.

Kiracı barınakta yapmış olduğu her türlü ek tesis ve onarım giderlerinin ödenmesi için herhangi talepte bulunamaz.

Kiralanması Yapılan Balıkçı Barınaklarında Uyulması Gereken Esaslar

Kiralanan barınak ve üst yapılar hiç şekilde üçüncü şahıslara devredilemez, kiraya verilemez ve bunların kiralanmasında ve işletilmesinde ortak alınamaz Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Bakanlığımızdan izin alınmadan şartnamesinde belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz, barınağın üzerinde tadil veya tevsi inşaatı yapılamaz.

Balıkçı Barınaklarının Geçici ya da Kesin Devrinin Kaldırılması

Geçici devri yapılmış olan balıkçı barınaklarını kiralamak için su ürünleri kooperatif veya birliklerinden talep gelmesi halinde, barınağın Tarım ve Köyişleri Bakanlığına geçici devir işlemleri tamamlandıktan sonra kiralama işlemlerine başlanır.

Kesin devri yapılmış olan balıkçı barınaklarını kiralamak için ise, su ürünleri kooperatif veya kooperatif birliklerinden gelen talepler Tarım ve Köyişleri Bakanlığına iletilir. Bakanlar Kurulu Kararı yürürlükten kaldırıldığı taktirde barınak kiraya verilir.

Balıkçı Barınaklarının Taranması İşlemleri

Barınakta ihtiyaç duyulan tarama çalışmaları Ulaştırma Bakanlığınca belirlenecek esas ve usullere göre bütçe imkanları dahilinde gerçekleştirilir.

Ulaştırma Bakanlığınca yapılan tarama sonucu çıkarılan kum ticari amaçla kullanılamaz. Ancak, kumun karaya çıkarılabilmesi halinde, kum Bakanlık yerel teşkilatınca değerlendirilir.

Ulaştırma Bakanlığınca tarama çalışmalarının yapılamaması halinde, Bakanlıkça belirlenen esaslarda çıkarılmasına karar verilen kum ve diğer malzemelerin belirlenen bedeli esas alınarak, tarama işleri 2886 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin (g) bendi gereğince barınak işletmecisine, talebinin olmaması halinde diğer gerçek veya tüzel kişilere ihale yoluyla yaptırılır.

Barınak işletmecisi ile diğer gerçek ve tüzel kişilere yaptırılacak barınak ve basen taramalarının şekli ve miktarı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görüşü doğrultusunda Ulaştırma Bakanlığı taşra teşkilatınca belirlenir ve kuruluşların denetiminde gerçekleştirilir.

III- KIYI KANUNU KAPSAMINA GİREN YERLERİN KİRAYA VERİLMESİ İŞLEMLERİ

3621 sayılı Kıyı Kanununun kapsamında kalan kıyı, sahil şeridi ve dolgu alanları Kıyı Kanunu ile Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine ve amacında kullanılmak üzere belediyelere veya mahalli idare birliklerine kiraya verilebilmektedir.

alanlarda yapılacak düzenlemelerin kapsamı, gelirlerin paylaşımı, sona ermeye ve üçüncü kişilere kiraya verilmesi halinde edilecek hasılatın paylaşımı esasına dayalı protokol İdare ile ilgili kuruluşlar arasında düzenlenerek belirlenir.

Ahşap İskele olarak kullanılacak alanların kiralama işlemleri

Ahşap iskelelerin yapım süreci Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca yayımlanan 2006/3 ve 2007/7 sayılı Genelgelerde belirtilen esaslar çerçevesinde belirlenmiş olup, kiralama talepleri Genelgelerdeki şartların yerine getirilmesi halinde değerlendirilmektedir.

IV- YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARINA TAHSİSLİ TAŞINMAZLARIN KİRAYA VERİLMESİ İŞLEMLERİ

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun Ek 25 inci maddesi hükmü gereğince, yüksek öğretim kurumlarına tahsisli olan taşınmazların, üzerinde herhangi inşaat yapılmaması ve irtifak hakkına konu edilmemesi, eğitim, sağlık ve sosyal amaçlı kullanılması, edilen gelirin tamamının ilgili yüksek öğretim kurumunun her çeşit mal ve hizmet alımlarında ve sermaye harcamalarında (yüksek öğretim kurumları adına tapuda kayıtlı taşınmazların satılması suretiyle edilen gelirlerin tamamı sadece sermaye harcamalarında) kullanılması artıyla, Bakanlığımızca kiraya verilmesinden edilen gelirler ilgili yüksek öğretim kurumu bütçesine yılı bütçe kanunu hükümleri çerçevesinde özel ödenek/öz gelir olarak kaydedilmektedir.

V- MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINATAHSİSLİ VE BAKANLIĞA BAĞLI OKUL VE KURUMLARDAKİ KANTİN, AÇIK ALAN, SALON VE BENZERİ YERLERİN KİRAYA VERİLMESİ İŞLEMLERİ

Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli ve Bakanlığa bağlı okul ve kurumlarda bulunan büfe, kantin, çay ocakları, yemekhane, kafeterya, bahçe ve boş alanlar ile spor, konferans ve çok amaçlı kapalı salonların eğitsel, sosyal, kültürel, sportif ve ticari amaçlarda kullanılması amacıyla okul aile birliğince kiralanmasının talep edilmesi halinde, okulun bulunduğu yerdeki defterdarlık veya malmüdürlüğünce 2886 sayılı Kanunun 51/g maddesi gereğince pazarlık usulüyle okul aile birliğine kiraya verilebilmektedir. alanlar okul aile birlikleri tarafından işletilebileceği gibi, üçüncü kişilere de işlettirilebilmektedir.

VI- KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞINA TAHSİSLİ OLUP DÖNER SERMAYE HİZMETLERİNDE KULLANILAN TAŞINMAZLARIN KİRAYA VERİLMESİ İŞLEMLERİ

Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında düzenlenen 10/05/2005 tarihli protokol gereğince, Hazineye ait olup Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilen ve döner sermaye hizmetlerinde kullanılmak üzere ayrılan taşınmazlar ile tesislerdeki, sergi, yeme, içme, satış, hizmet, kültürel etkinlik ve dinlenme yerleri ile salon, büfe ve otoparklar 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri uyarınca Kültür ve Turizm Bakanlığınca (Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü) kiraya verilmektedir.

VII- HAZİNENİN ELBİRLİĞİ VEYA PAYLI MÜLKİYETİNDE BULUNAN TAŞINMAZLARIN KİRAYA VERİLMESİ İŞLEMLERİ

Taşınmaz, biri Hazine olmak üzere iki kişiye ait ise İdarenin kiralama önerisini kabul etmesi hâlinde paydaşına rayiç bedel üzerinden 2886 sayılı Kanunun 51/f bendine göre pazarlık usulü ile kiraya verilebilir.

İkiden fazla paydaşı olan taşınmazdaki Hazine payı, kabul etmeleri hâlinde payları oranında diğer paydaşlara veya pay ve paydaş çoğunluğunun vereceği karara göre diğer paydaşa pazarlıkla kiraya verilebilir.

Hazinenin paydaşı olduğu taşınmazlardaki payının paydaşlar dışında üçüncü kişilerce kiralanmasının talep edilmesi hâlinde, pay ve paydaş çoğunluğunun vereceği olumlu karara göre açık teklif usulü veya pazarlıkla kiraya verilebilir.

VIII- HAZİNEYE AİT TARIM ARAZİLERİNİN TOPRAKSIZ VEYA YETERLİ TOPRAĞI OLMAYAN ÇİFTÇİLERE KİRAYA VERİLMESİ İŞLEMLERİ

İlgili Mevzuat:

Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahaların tarımsal amaçlarda kullanılmak üzere kiraya verilmesi işlemleri Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik ve 300 sıra sayılı Milli Emlak Tebliğinin, Özellik Arzeden Kiralama İşlemlerinin (XVIII.Bölüm) Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Topraksız veya Yeterli Toprağı Olmayan Çiftçilere Kiraya Verilmesi başlıklı (A) Bölümü hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir.

Başvuru:

Arazi kiralamak isteyenler, taşınmazın bulunduğu Malmüdürlüğü veya Defterdarlıklardan temin edecekleri “Tarım Arazisi Kiralama Talep Formunu” (Ek 6) eksiksiz olarak doldurup taşınmazın bulunduğu yer muhtarlığına ve Tapu Sicil Müdürlüğüne formun ilgili bölümlerini onaylatarak, yine taşınmazın bulunduğu Malmüdürlüğü veya Defterdarlığa onaylı nüfus kayıt örneği ile birlikte teslim ederler. Formdaki imza veya mühürlerin form sahiplerine ait olup olmadığı, formlarda eksiklik bulunup bulunmadığı, gerçeğe aykırı beyan olup olmadığı milli emlak servislerince kontrol edildikten sonra varsa eksiklikleri tamamlanmaktadır. sonra, millî emlâk servisince, Formun “gerçek durum”a ilişkin bölümü doldurulur.

Muhtaç Çiftçilere Tarımsal Amaçlı Kiraya Verilemeyecek Taşınmazlar:

1. Kamu hizmetlerine tahsisli olup tahsis amacında kullanılan taşınmazlar, ( gibi taşınmazların içinde bulunan büfe, kantin, çay ocağı ve benzeri ticari üniteler hariç)

2. 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında bulunup, Kanunda belirtilen amaçlar dışında kullanılmak üzere kiralanması talep edilen taşınmazlar,

3. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında olup, Kültür ve Turizm Bakanlığınca kiraya verilmesi görülmeyen taşınmazlar,

4. 2873 sayılı Kanun uyarınca; millî park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiat koruma alanları içinde kalan ve Çevre ve Orman Bakanlığına tahsisi gereken taşınmazlar,

5. 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu kapsamında olup, Tarım Reformu Müdürlüğünce kiraya verilmesi görülmeyen taşınmazlar,

6. 2565 sayılı Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında olup, Genelkurmay Başkanlığınca kiraya verilmesi görülmeyen taşınmazlar,

7. 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında kalan taşınmazlar,

8. 5393 sayılı Belediye Kanununun 79. maddesinin 2 nci fıkrası kapsamında kalan taşınmazlar,

9. İbadet yerleri,

10. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da ilan edilmiş olan özel çevre koruma bölgesinde kalan taşınmazlar,

11. Özel kanunları gereğince hak sahiplerine devri gereken ve devrine yönelik işlemleri devam taşınmazlar. (4070, 4071, 4072 vb.)

12. İl Özel İdarelerince kiraya verilmesi gereken, su ürünü üretim yerleri ile kaynak ve yer altı suları.

bölümün 7, 8, 10 ve 12. maddelerinde belirtilen taşınmazların kiralanmasına yönelik talepler ilgili kurumlara yönlendirilecek, diğerleri ise reddedilmektedir.

Kiracılarda Aranacak Şartlar:

a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,

b) Medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olmak,

c) Çiftçi olmak,

d) Aile başkanı olmak,

e) En az üç yıldan beri sürekli olarak o köyde ya da beldede ikamet etmek (Ancak, 2510 sayılı İskân Kanunu ile ek ve değişikliklerine göre tarımsal yerleşime tabi tutulanlarda üç yıllık oturma şartı aranmaz),

f) Topraksız veya yeterli toprağı olmamak.

Kiraya Vermede Öncelik Sırası:

Taşınmazın kiracıda aranacak şartları taşıyan birden fazla kişi tarafından kiralanmasının talep edilmesi halinde, aşağıdaki öncelik sırası göz önünde bulundurulmaktadır.

a) 2510 sayılı İskân Kanununa göre tarımsal yerleştirmeye tabi tutulup çeşitli sebeplerle topraklandırılamayanlar.

b) Kendisinin veya ailesi üyelerinin hiç toprağı olmayanlar.

c) Yeterli toprağı olmayanlar.

d) Topraksız veya yeterli toprağı olmayıp en az üç yıldan beri kiracılık, ortakçılık veya tarım işçiliği yapanlar.

Aynı Grup İçinde Olanlar Arasında Öncelik Sırası:

Kiraya Vermede Öncelik Sırası bölümünde belirtilen gruplardan, aynı grup içinde olanlar arasında öncelik sırası aşağıdaki şekilde yapılmaktadır.

Evli ve çocuğu çok olanlar.

Evli olup çocuğu olmayanlar.

Evli olmayanlar.

Kiraya Verilecek Arazi Miktarı:

çiftçiye kiraya verilecek arazi miktarı, kendisi ve aile üyelerinin sahibi bulunduğu arazi ile varsa başkalarından kiraladıkları veya ortakçılıkla işlettikleri arazi toplamının, anılan Tebliğe 7 numaralı eki listede yer alan miktardan çıkarılması suretiyle tespit edilen miktardan fazla olamaz.

Kiralanması talep edilen taşınmazın tamamının kiraya verilmesi durumunda, anılan Tebliğe 7 numaralı eki listesinde belirtilen miktarın aşılması, kısmi kiralama yapılması durumunda da arta kalan Hazine arazisinin verimli kullanımının mümkün olmaması durumunda taşınmazın tamamı kiraya verilebilmektedir. ( Tebliğin yürürlüğe girmesinden sonra, il teşkilatı kurulan yerlerde uygulanacak arazi miktarı konusunda, o ilin il olmadan önceki arazi miktarları dikkate alınmaktadır.)

Kuru Arazinin Devletçe Sulanabilir Duruma Getirilmesi:

Kiraya verilecek arazi ile kiracının işletmekte olduğu arazinin ne miktarının sulu, ne miktarının kuru olduğunun tespiti 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa göre yapılacaktır.

Arazi, kira süresi içinde Devletçe sulanır hale getirilirse, o hasat dönemi sonunda, kiralama işlemleri yeniden yapılır. Ancak, eski hak sahipliği devam edenlere kiralamada öncelik tanınır. önce kira sözleşmesi yapılan hak sahipleriyle önceki kira sözleşmesinde kullanılan süre dikkate alınarak kalan süre için de sözleşme yapılır.

Kiracı, hüküm gereğince yapılan değişiklikten sonra, yeniden sözleşme yapmak istemediği takdirde, Hazineye olan borçlarının tamamını ödemiş olması şartıyla, hasat dönemi sonunda sözleşmeyi feshedebilir.

Kira Bedelinin Tespiti:

Kiraya verilecek yerlerdeki sulu ve kuru arazinin dönümünün yıllık kira bedeli anılan Tebliğin VI. bölümüne göre hesap edilmektedir.

Kira Süresi:

Kiracılarda aranacak şartlar, öncelik sırası ve çiftçiye verilebilecek arazi miktarları açısından yapılan değerlendirme sonucunda hak sahibi olduğu tespit edilenlere, tarım arazileri, 2886 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin (g) fıkrası hükmü gereğince pazarlık usulüne göre kiraya verilmekte, kira sözleşmeleri, 5 yıla kadar düzenlenebilmekte olup, ancak arazi üzerinde ekim yapmadan ayrı olarak bağ ve bahçe gibi dikim işleri de yapılmak istenirse, süre 10 yıla kadar uzatılabilmektedir. Sözleşmenin başlama ve bitiş tarihleri, mümkün olduğu hallerde, ekim ve hasat dönemleri dikkate alınarak tespit edilmektedir.

Aramalar:

G İş Makinası Ehliyeti Google

G İş Makinası Ehliyeti
Yalnız iş makinası operatör belgesi’ne sahip kişiler “G sınıfı iş makinası ehliyeti” alabilir. belgeyi alan kursiyer ehliyeti varsa ehliyetine B+G Kazıcı-Yükleyici şeklinde yazdırabilir.

İş makinası operatör belgeniz var ise G sınıfı sürücü belgesi için;

1. Ehliyetiniz var ise
Herhangi ehliyeti olan kursiyer Operatör Belgesini G sınıfı olarak işletebilmektedir. İşletme masrafı Trafikte 400 YTL’dir.

2. Ehliyetiniz ise
Belge için Kursiyer 50 soruluk Motor testine tabi tutulur. Sınav sonucunda Direksiyon sınavına girerek geçerse belgeyi almaya hak kazanır. Kursiyer hangi iş makinası için sınava girmişse Sertifikaya onun adı yazılır.

Sürücü kurslarımızda eğitimi verilen operatörlük kursları

Forklift Operatörü
Fora Kazık Makinası Operatörü
Kule Vinç Operatörü
Mobil Vinç Operatörü
Dozer Operatörü
Sondaj Operatörü
Greyder Operatörü
Gezer Köprü Vinç Operatörü
Kazıcı-yükleyici Operatörü
Galeri ve Tünel Açma Makinası Operatörü
Finişer Operatörü
Pompası Operatörü
Süpürme Makinası Operatörü
Ekskavatör Operatörü
İş Makinası Tescil İşlemleri
İş Makinaları Bakımı

SÜT SIĞIR İŞLETMELERİ Google

SÜT SIĞIR İŞLETMELERİ

Süt sığır işletmeleri, sütün kolaylıkla ve iyi fiyatla pazarlanabildiği, damızlık süt ineklerine karşı talebin fazla olduğu özellikle büyük şehir çevresinde ve sanayi bölgelerinde kurulur.

DAMIZLIK SÜT SIĞIR İŞLETMELERİ

Sığırcılıktan ettikleri gelirin büyük kısmını damızlık satışlarından sağlayan işletmelerdir. Damızlık süt sığırı yetiştiriciliğinin her şeyden önce yetiştirme, ıslah, sağlık koruma ve hastalıklarla savaşım konularında yeterli düzeyde teknik bilgiye sahip olması ve konu ile ilgili kuruluşlarla ilişki kurabilmesi gerekir. Damızlık sığır yetiştirilmesinde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta damızlıkların, kullanılacakları çevre şartlarına benzer şartlarda yetiştirilmesidir. Çünkü ancak şekilde damızlıklar, kullanılacakları işletmelerde, yetiştirildikleri işletmelerde gösterdikleri performansı gösterebilirler. Türkiye de damızlık sığır yetiştiriciliği esas olarak devlet kuruluşlarında yapılmaktadır.

SÜT ÜRETİM İŞLETMELERİ

Süt üretim işletmeleri, gelirinin büyük çoğunluğunu, süt üretiminden sağlayan işletmelerdir. tür işletmelerin kar edebilmesi için gerekli şartlar şu şekilde sıralana bilir.

    Süt üretim işletmeleri, büyük yerleşim merkezlerine yakın olmalıdır.

    Yüksek verimli süt sığırı temin edilebilmelidir.

    İneklerin, genetik kapasitelerine düzeyde süt üretebilmeleri için, yeterli miktarlarda kaba ve kesif yem sağlayabilmelidir.

    İşletmeci, süt üretimi ve süt saklama konularında yeterli düzeyde teknik bilgiye sahip olmalıdır.

    Yeterli düzeylerde ulaşım ve değer fiyatına süt pazarlama imkanı bulunmalıdır.

Türkiye de işletmecinin ürettiği sütü pazarlaması konusunda birkaç seçeneği vardır. konular şu şekilde sıralana bilir.

    1957-1983 yılları arasında muhtelif yıllar arasında kurulmuş olup, toplam kapasitesi 33000ton/yıl olan 39 adet süt ve mamulleri fabrikaları

    özellikle kırsal kesimlerde mandıralar.

    Üreticinin, çiğ sütü, parakende olarak imkanları ile pazarlaması.

    Üreticinin, ürettiği sütü yoğurt, peynir, yağ gibi süt mamullerine dönüştürerek pazarlaması.

    Bazı özel firmalara çiğ olarak pazarlama.

Türkiye de üretilen toplam sütün, ancak %13 ünün süt fabrikalarına verildiği bilinmektedir. Üretilen sütün kadar az kısmının süt fabrikalarına verilmesinin nedenleri şunlardır.

    Fabrikalara ait süt toplama merkezlerinin sayı açısından yetersiz oluşu.

    Yurt düzeyinde ulaşımın yeterli olmayışı ve bunun yanında kış mevsiminin sert geçtiği yerlerde ulaşımın güç olması sebebiyle üretilen sütün işletmelerin çoğundan alınamaması.

    Günlük süt üretim miktarının az olduğu yerleşim yerlerinden üretilen sütün, fabrikaların ya hiç almaması ya da gün aşırı almak istemesi, karşın yetiştiricinin, sütün bozulmadan saklama imkanının olmaması.

    Üreticinin, süt üretiminden yeterli kar sağlayabilmesi için, süt alım fiyatlarının istenilen düzeyde olmaması.

Kombine süt sığırı işletmeleri ; Hem damızlık yetiştirip, aynı zamanda süt üreten işletmelerdir.

TÜRKİYE DE SIĞIRCILIK İŞLETMELERİNİN YAPISI

Türkiye de süt sığır işletmeleri denilebilecek işletme sayısı hakkında kesin şey söylemek mümkün değildir. Ancak, 20-49 baş sığırı olan işletme sayısının 54634, 50 den fazla sığırı olan işletme sayısının 3197 olduğu bilinmektedir. Süt sığırcılığında arazi, en başta gelen üretim faktörüdür. Türkiye de tarım işletmelerinin ortalama büyüklüğü 6.4 ha , toplam sermayede arazi payı ise %40 dır. Türkiye de ortalama sürü büyüklüğü 1.7 inektir. Türkiye de sığırcılık işletmelerinde mekanizasyon derecesi de çok geridir. Türkiye de süt sığır işletmeleri

küçük oluşu , dağınık oluşu, üretimin rasyonel şekilde yapılmasını engellemektedir. Türkiye de sığırcılık işletmeleri yapısal olarak 3 gruba ayrılabilir.

    Köy sürüleri oluşturarak sığırcılık yapan işletmeler.

    Entansif süt sığırcılığı işletmeleri.

    Yarı entansif işletmeler.

Elektrikte yüzde 25 tasarruf sağlayan cihaz Google

Bursa’da yüzde 25 elektrik tasarrufu sağlayan cihaz geliştiren genç kaşif, buluşuna sponsor arıyor.

Geliştirdiği cihazın elektrik tüketiminde yüzde 25 tasarruf sağladığı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından onaylanan ve başarı ödülü alan Hakan Yıldırım, seri üretim için finansman sıkıntısı çekiyor.
Üretmiş olduğu “Eko Turka” marka fiş ile elektrik faturasında önemli derecede tasarruf sağlayacak olan buluş, evlerde, iş yerlerinde, endüstride kullanılan soğutma dolaplarında havalandırma motorlarına monte edilerek yüzde 25 elektrik tasarrufu sağlıyor. Şebeke ile motor arasına monte edilebilen elektronik cihaz ile motorun devrini değiştirmeden ve iş kaybı yapmadan cihazların ihtiyacı kadar elektrikle çalışmasını sağlayan ürün, aktif elektrik tüketimini kontrol ederek uygulamaya göre elektrik sarfiyatını yüzde 25′e kadar azaltabiliyor.
Cihazın denemesini Türkiye’deki alışveriş merkezinde 6 ay boyunca test Yıldırım, cihazın olumlu sonuçlar verdiğini söyledi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Elektrik İşleri Etüt İdaresi (E.İ.E) tarafından da teknolojik motorlarda test edilen cihazın tasarruf yaptığı bakanlık tarafından onaylandı.
ELEKTRİK SARFİYATINI YÜZDE 25 AZALTIYOR
Yapmış olduğu aletin buzdolapları, klima, çamaşır makinesi, havalandırma motorları gibi çeşitli aletlerde denediğini ve elektrik sarfiyatını yüzde 25 azalttığını söyleyen Yıldırım, alışveriş merkezleri ve büyük fabrikalardaki soğutma cihazlarına teknoloji adapte edildiğinde, ticari işletmelerin fazla kar edeceklerini belirtti. Ürettiği cihazı laboratuvarında deneyen ve fabrika, alışveriş merkezleri gibi büyük işletmeler için cihazın büyüğünü yaptığını söyleyen Yıldırım, “45 vatlık havalandırma motoruna takılan cihaz, elektrik sarfiyatını aynı makinede 28 vata kadar düşürüyor. Elektrik akımının kadar düşmesine rağmen havalandırma cihazının performansında herhangi düşüş söz konusu olmadı. Havalandırma motoru normal hızında çalıştı. Geliştirdiğimiz teknoloji, mikro işlemcinin üzerinden ihtiyacı olan güç noktasını algılıyor ve o gücü sisteme kullandırıyor. Özellikle evlerdeki buz dolapları, iş yerlerindeki soğutma cihazları, endüstriyel trifazi motorlar, havalandırma sektöründeki motorlara, sabit devirli çalışan ünitelere rahatça monte edilebilen cihaz. Cihazımızı çeşitli iş yerlerinde ve alışveriş merkezlerinde denedik ve ciddi anlamda elektrik faturalarında düşüş olduğunu gördük. Piyasada benzer ürünler üretildi ancak cihazlar elektrik faturasını düşürmedi. ürüne Türk ismini verip sponsor bulmak istiyoruz. Her Türlü tasarımını hazırladık. Üretime hazır şekilde hazırladık ancak finansman konusunda sıkıntı çekiyoruz” dedi.
Yıldırım, üretim modelleri ile çeşitli sektörlerdeki üretimi artıracağını, ürününü dünya pazarına çıkarılabileceğini belirtti. Ürünün başka firma tarafından kopyalanmasının mümkün olmadığını ifade Yıldırım, “İşlem çok özel olarak geliştirilen yazlım ve mikroişlemci tarafından yapılıyor. Mühendislik yöntemi ile aynı işlemi başarabilecek ürün yapılamadı. çok firmaya numuneler yolladık ve ürünün benzerini yapamadılar” ifadelerini kullandı.
Devletin ya da büyük şirketlerin kendisine destek vermesi halinde üretilen teknolojinin işsizliğe çare olabileceğini ifade Yıldırım, elektrik motorunda iş kaybı yapmadan elektrik faturasını azatlığını belirterek, “ cihaz sayesinde sanayici elektriğe az para ödeyecek. ürünün en az bin kadar modelini yaptım ve alt yapısını Türkiye’de hazırladım. Ürünün parçaları tamamen yerli mallardan oluşuyor. Finansman desteği verecek girişimci olursa ürünün modellerini üreterek, dünya pazarında yerimizi alabiliriz. Ülkemiz ının işine yarayan teknoloji, dünyanın her yerinde ev ve ticari işletmecilerinin de işine yarar. Basit hesap yapacak olursak, 10 yıllık süreçte ilgili teknolojileri Türkiye’de üretmek suretiyle 250 milyar dolar kar edilebileceği, hatta rakamın artabileceğini söyleyebilirim. sebeple profesyonel şekilde üretim, pazarlama ve teknik hizmet aşamaları için yatırımcıların desteğine ihtiyacım var” diye konuştu.

GELİR VERGİSİ KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI Google

GEREKÇE

Vergi sistemlerinin karakteristik özelliklerinden birisi de, temel politika hedeflerine ulaşabilmek için, , sosyal ve teknolojik gelişmeleri yakından izlemesi ve gelişmelere paralel hızlı reaksiyonlar verebilmesidir.

Vergi esas olarak faaliyetlerin sonucu olup, ihtiyaçlar doğrultusunda gerektiğinde değiştirilmesi ve günün koşullarına uyarlanması gereken sistemdir. çerçevede vergi mevzuatındaki değişiklikler yapısal anlamda değişim ve dönüşümü öngören değişiklikler olabileceği gibi, bazen de günün koşullarının gerektirdiği iyileştirmeler şeklinde de olabilir.

anlayışla hazırlanan Tasarının temel felsefesini, faaliyetlerin gelişiminin vergisel açıdan teşvik edilmesi ve bilişim alanlarında meydana gelen ilerlemelerin hukukî düzenlemelerin içinde yer almasını sağlayarak, uygulamaların çağdaş hale gelmesini temin etmek, böylece, başta vergi kanunları olmak üzere ilgili kanunlarda yeniliklere bağlı düzenleme ve değişikliklerin yapılması oluşturmaktadır.

Tasarı ile, Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu ile getirilen sistemin vergisel açıdan desteklenmesi amacına yönelik olarak, ilgili vergi kanunlarında gerekli düzenlemeler yapılmaktadır

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler(KOBİ)’in birleşmeleri halinde birleşmeden doğan kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmesi suretiyle, işletmelerin verimli ölçek büyüklüklerine ulaşmaları ve rekabet güçleri artırmaları yolunda önemli ölçüde vergisel teşvik sağlanması amaçlanmaktadır.

Yatırım, üretim ve istihdam olanaklarını artırmak amacıyla büyüklükte olan ve projelendirilen yatırımlara katma değer vergisi yönünden vergisel destek sağlanarak, yatırım ve üretim üzerindeki vergi yükü önemli ölçüde azaltılmış olmaktadır.

Bunların yanı sıra, vergi uygulamalarında ortaya çıkan bazı tereddütlerin giderilmesine ve vergi idaresinin teknolojik imkanlardan azami derecede faydalandırılmasına yönelik düzenlemeler de Tasarıda yer almaktadır.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Maddeyle, işe başlatmama tazminatlarının da gelir vergisinden istisna olduğu hususuna açıklık getirilmekte, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 32 nci maddesinde yer alan asgari geçim indiriminden, teşvik kapsamındaki işyerlerinde çalışan işçilerin ne şekilde yararlanacakları hususuna açıklık getirilmektedir. göre, gelir vergisi stopajı teşviki öngörülen yerlerde ücretli olarak çalışan işçilerin ücret gelirleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinden öncelikle asgari geçim indirimi mahsubu uygulandıktan sonra kalan tutarın indirim ve istisna uygulamasında dikkate alınması sağlanmaktadır.

Maddeyle ayrıca, Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen bent ile, iktisadi işletmeleri hariç olmak üzere Türkiye Kızılay Derneğine makbuz mukabili yapılan bağış ve yardımların tamamının, gelir vergisi matrahının tespitinde gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirilebilmesine imkân sağlanmaktadır.

Diğer taraftan Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 76 ncı maddeyle tarım ürünleri ticaretini kolaylaştırmak ve geliştirmek üzere oluşturulan tarım ürünleri lisanslı depoculuk sisteminin teşvik edilmesi amacıyla, 5300 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin alım-satımından edilen kazançların 31/12/2013 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden istisna edilmesi öngörülmektedir.

MADDE 2- Maddeyle, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen bent ile Türkiye Kızılay Derneğine makbuz mukabili yapılan bağış ve yardımların tamamının, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirilebilmesi sağlanmakta, anılan Derneğin iktisadi işletmelerine yapılan bağış ve yardımların ise kapsamda değerlendirilemeyeceği hususuna açıklık kazandırılmaktadır.

Aynı Kanunun 17 nci maddesine eklenen hüküm ile; tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak kesilecek vergi cezaları dahil her türlü vergi tarhiyatının, tasfiye dönemi için tasfiye memurları adına, tasfiye öncesi dönemleri için kanuni temsilciler müteselsil sorumlu olmak üzere bunlardan herhangi biri adına yapılacağı öngörülmektedir.

Türkiye’de işletmelerin çok büyük kısmı Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletme (KOBİ) niteliğindedir. Genellikle şirketler aile şirketleri şeklinde olup aile bireyleri tarafından yönetilmektedir. Çoğu zaman uzmanlık ve bilgiye dayanmayan yönetim tarzının hakim olduğu şirketlerde, genellikle kurumlaşma sağlanamamakta, iyi yönetişim ilkeleri hayata geçirilememekte olup kayıt dışılık da yüksek boyutlardadır.

şirketlerin iyi yönetilememeleri, ölçek ekonomisini sağlayamamaları ve finansal yapılarının da güçlü olmaması nedenleriyle büyümeleri mümkün olmamakta dahası her yıl küçümsenmeyecek oranda iflaslar meydana gelmektedir.

Türkiye’nin geleneksel yapısı içinde şirketlerin normal iktisadi ve ticari gerekçelerle birleşmeleri çok zor olmaktadır. 5520 sayılı Kanuna eklenen geçici madde ile Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ), mali yapılarını güçlendirmek, ölçek verimliliği sağlamak, rekabet ortamına uyum kapasitelerini güçlendirmek, istihdam düzeylerini artırmak ya da korumak gibi amaçlarla birleşmelerinin vergi yoluyla teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.

şekilde reel sektörün yeniden yapılanmasına katkıda bulunulacak, sağlıklı ve rekabetçi şirketler oluşturulabilecektir. sağlıklı şirketlerle üretimin, istihdamın ve ihracatın artırılması, yabancı ortaklar ve profesyonel yöneticiler nedeniyle kurumlaşmanın sağlanması, bağlı olarak şirketlerin kayıtlı ekonomi içinde çalışmalarının temini ile vergi gelirlerinin olumlu yönde etkileneceği öngörülmektedir.

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ) 31/12/2009 tarihine kadar birleşmeleri halinde birleşmeden doğan kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmesi, birleşme nedeniyle infisah kurumun birleşme tarihinin içinde bulunduğu son hesap döneminde ettiği kazançları ile birleşilen kurumun birleşme işleminin gerçekleştiği hesap dönemi dahil olmak üzere üç hesap döneminde edilen kazançları üzerinden alınacak kurumlar vergisine ilişkin oranı %75’ ine kadar indirme konusunda Bakanlar Kuruluna, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda da Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Ayrıca, eklenen diğer geçici madde ile, Kanunun yayımından önce kesilen ceza ve yapılan tarhiyatlara, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin olarak tasfiye memurları ile kanuni temsilcilerin sorumluluklarını düzenleyen 17 nci maddenin dokuzuncu fıkrası hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür.

MADDE 3- Maddeyle, 3065 sayılı Kanunda, 5300 sayılı Kanuna ilişkin değişiklikler yapılmaktadır. Bilindiği üzere, 5300 sayılı Kanun ile tarım ürünleri ticaretini kolaylaştırmak, depolanması için yaygın sistem oluşturmak, ürün sahiplerinin mallarının emniyetini sağlamak ve kalitesini korumak, ürünlerin sınıf ve derecelerinin yetkili sınıflandırıcılar tarafından saptanmasını sağlamak, tarım ürünleri lisanslı depo işleticilerinin kişiler arasında ayrım yapmaksızın tarım ürünlerini kabul etmelerini temin etmek, ürünlerin mülkiyetini temsil ve finansmanını, satışını ve teslimini sağlayan ürün senedi düzenlemek ve standartları belirlenmiş tarım ürünlerinin ticaretini geliştirmek üzere, tarım ürünleri lisanslı depoculuk sisteminin kuruluş, işleyiş ve denetimine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Maddeyle, tarım ürünleri lisanslı depoculuk sisteminin KDV uygulaması yönünden vergisel altyapısı oluşturulmakta ve KDV uygulaması bakımından gerekli görülen diğer düzenlemeler yapılmaktadır.

kapsamda;

(a) bendi ile ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi, ticari, sınai, zirai faaliyet veya serbest meslek faaliyetleri çerçevesinde olup olmadığına bakılmaksızın KDV’nin konusuna alınmaktadır.

(b) bendi ile ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara tesliminde, işlemlere ait KDV’nin lisanslı depo işleticileri tarafından sorumlu sıfatıyla ödenmesi düzenlenmektedir.

(c) bendi ile ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslim işlemlerinde vergiyi doğuran olay hükme bağlanmaktadır.

(ç) bendi ile Kanunun 13 üncü maddesinin (b) bendinde yapılan düzenlemeyle, Ülkemizin coğrafi özellikleri nedeniyle büyük imkânlar vaadeden deniz ve hava taşımacılığından çok yararlanılabilmesi için liman ve hava meydanlarında deniz ve hava taşıma araçlarına verilen hizmetlerin yanı sıra ithalat-ihracat ve transit rejim kapsamında işlem gören mallara, yerlerde liman ve hava meydanı işleticileri tarafından verilen hizmetler de istisna kapsamına alınmak suretiyle söz konusu işlemler tamamen vergiden arındırılmakta ve sektörün uluslararası rekabet gücünün artırılması amaçlanmaktadır. Söz konusu istisna uygulaması, liman ve hava meydanlarında uluslararası ticarete konu olan ve ithalat-ihracat ve transit rejim kapsamında işlem gören mallara liman ve hava meydanı işleticileri tarafından verilen hizmetleri kapsamaktadır.

Diğer taraftan, ürün senetlerinin, işlem gördüğü borsalar aracılığıyla teslimi KDV’den istisna tutulmak suretiyle kapsamdaki işlemlerin KDV’den tamamen arındırılması amaçlanmaktadır.

(d) bendi ile ihraç malı taşıyan araçların ve soğutucu ünitelerin standart yakıt deposuna KDV istisnası uygulanarak teslim edilecek motorin miktarına ilişkin uygulama sonuçları dikkate alınmak suretiyle Katma Değer Vergisi Kanununun 14 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.

(e) bendi ile; konut yapı kooperatiflerinin üyelerine konut teslimlerindeki istisna uygulaması, istisnanın sosyal amacına düşmemesi ve suiistimallere sebebiyet vermesi nedeniyle kaldırılmakta, kooperatiflerin üyelerine yapacakları konut teslimlerinin 1/1/2010 tarihinden geçerli olmak üzere KDV rejimine tabi olması sağlanmaktadır.

(f) bendi ile; Kanunun 13/b maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (o) bendinde gerekli düzenleme yapılmaktadır. Kanunun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına (t) bendi eklenerek ürün senetlerinin, işlem gördüğü borsalardaki teslimi ile senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimi dışındaki teslimlerinin KDV’den istisna tutulması amaçlanmakta ayrıca, kapsamda vergiden istisna edilen işlemlerle ilgili olarak yüklenilen vergilerin indirimine imkân tanınmaktadır.

(g) bendi ile de ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara tesliminde KDV matrahı, ürünün çekildiği tarihte senedin işlem gördüğü borsada oluşan değeri olarak belirlenmekte ve özel matrah şekline göre vergilendirilmesi amaçlanmaktadır.

(ğ) bendi ile; Kanuna eklenen geçici 28 inci madde ile ülke kalkınması, istihdam ve milli gelire önemli katkılarda bulunacak büyük ölçekli sınaî yatırımların gerçekleşmesine finansal kolaylık sağlamak amacıyla KDV istisnası öngörülmektedir. Uygulama kolaylığı ve çok sayıda satıcının yol açacağı KDV iade sorunlarının önlenmesi amacıyla, istisna, verginin önce ödenip sonra yatırımcıya iade edilmesi şeklinde uygulanacaktır. düzenleme ile iadenin mükellefi az sayıda yatırımcı olacağından istisna ve iade uygulaması ihtilafsız ve hızlı şekilde yürütülebilecektir.

Maddeyle ayrıca, sosyal amacına düşmeyen ve suiistimallere imkân veren konut yapı kooperatiflerinin üyelerine yaptığı konut teslimleri, m2 sınırlamasına bağlı olmaksızın KDV’den müstesna uygulaması, yapılan düzenleme ile kaldırılmakta, kooperatiflerin üyelerine yapacakları konut teslimlerinin KDV rejimine tabi olması sağlanmaktadır. Ancak, değişiklik bina inşaat ruhsatı düzenlemenin yürürlüğünden sonra alınmış konutların tesliminde geçerli olacaktır. Bina inşaat ruhsatı Kanunun yürürlüğünden önce alınmış konutların, yürürlükten sonraki teslimlerinde istisna hükümlerine göre işlem yapılacaktır. Maddede geçen “bina inşaat ruhsatı” ibaresi, münhasıran konut yapı kooperatifleri adına düzenlenmiş bina inşaat ruhsatlarını ifade etmektedir

MADDE 4- Maddeyle, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu uygulamasında ortaya çıkan sorunların giderilmesi amaçlanmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendiyle yapılan düzenleme ile 2901.10.00.90.11 G.T.İ.P. numarasında yer alan “Hekzan” isimli malla benzer özellikler gösteren söz konusu mal ÖTV’ye tabi olmadığından hekzan yerine ÖTV uygulanmaksızın kullanılabilmektedir. durumun ve akaryakıtlarla karıştırılmak suretiyle yasa dışı olarak kullanımının önlenmesi amacıyla malın ÖTV kapsamına alınması ve Hekzan isimli malın tabi olduğu tutarda ÖTV’ye tabi olması öngörülmektedir

(b) bendi ile ihraç malı taşıyan araçların ve soğutucu ünitelerin standart yakıt deposunda ÖTV istisnası uygulanarak teslim edilecek akaryakıt miktarına ilişkin uygulama sonuçları dikkate alınarak KDV’de olduğu gibi gerekli değişikliğin yapılması öngörülmektedir.

(c) bendiyle Özel Tüketim Vergisi Kanununa eklenen geçici madde ile, Kanuna ekli (IV) sayılı listedeki 8517.12.00.00.11 G.T.İ.P. numaralı malların ithalinde veya yurt içinde üreticileri tarafından tesliminde (IV) sayılı listedeki orana göre hesaplanacak olan vergi tutarının, her adet mal için 40 Türk Lirası (TL) olarak hesaplanacak asgari maktu vergiden düşük olması halinde, her adet mal için 40 TL vergi ödenmesi öngörülmektedir. 31/12/2013 tarihine kadar uygulanacak olan hüküm gereğince, 8517.12.00.00.11 G.T.İ.P. numaralı her adet mal için (IV) sayılı listedeki orana göre hesaplanacak vergi tutarının 40 TL’den fazla olması halinde, (IV) sayılı listedeki orana göre hesaplanan vergi ödenecektir. Bakanlar Kuruluna, 8517.12.00.00.11 G.T.İ.P. numaralı mallarının her adedi için madde ile belirlenen 40 TL tutarındaki asgari maktu vergi tutarını sıfıra kadar indirme, beş katına kadar artırma konusunda yetki verilmektedir.

MADDE 5- Maddeyle, 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu çerçevesinde, mudi ile lisanslı depo işletmesi arasında düzenlenen mukavelenameler ve ürün senetleri damga vergisinden istisna edilmektedir.

MADDE 6- Maddeyle, arsalar ile ilgili asgari ölçüde birim değer takdirini yapacak takdir komisyonuna defterdarın, vergi dairesi başkanlığı bulunan yerlerde ise vergi dairesi başkanının görevlendireceği iki memurun da katılımı sağlanmakta, ayrıca 213 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan takdir komisyonlarının kurulacağı yerler ve madde uyarınca kurulan komisyonların işleyişi ile takdire ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Yine, elektronik olarak verilmesi gereken bildirim ve formların, süresi sonundan itibaren 15 gün içerisinde verilmesi halinde, usulsüzlük cezasının dörtte , izleyen 15 gün içerisinde verilmesi halinde yarı oranında uygulanması, ayrıca, beyannamelerinin vermeyenlere, hem beyanname vermemekten hem de beyannamelerini elektronik ortamda vermemekten ötürü iki defa ceza kesilmemesi öngörülmektedir.

Maddeyle ayrıca, bütçeye, il özel idarelerine, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç, fon, pay ve benzeri mali yükümler, bunların faiz, zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalarda, hükmedilecek avukatlık ücretlerinin maktu hale getirilmesi öngörülmektedir.

MADDE 7- Maddeyle, 6183 sayılı Kanunda değişiklikler yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile, 6183 sayılı Kanunun “Menkul malların haczi” başlıklı 77 nci maddesine fıkra eklenerek resmi sicile kayıtlı olan menkul malların haczinin sicillerine işlenmek üzere sicilin tutulduğu daireye tebliğ edilmek suretiyle de yapılacağı hususunda Kanuna açıklayıcı hüküm konularak, mülkiyetin karinesi olan kayıtlara işlenen hacizlerin hukuken geçerli olduğu yönündeki Yargıtay içtihatları doğrultusunda düzenleme yapılmaktadır.

Ayrıca, yapılan düzenleme ile resmi sicile kayıtlı olan menkul malların haczi için tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirilerinin, kayıtların tutulduğu kurumlara elektronik ortamda tebliğ edilebilmesine ve bildirilere verilecek cevapların da elektronik ortamda alınabilmesine imkan verilmektedir. Elektronik ortamın kullanılması sonucunda işlemlere sürat kazandırılarak iş gücünde, posta masraflarında ve kırtasiyede tasarruf sağlanacaktır.

Belirtilen amaçlarla önerilen düzenlemede, elektronik ortamda yapılacak tebligatlar ve tebligatlara verilecek cevapların da elektronik ortamda alınmasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan düzenleme ile kamu alacaklarının takibi için tahsil dairelerince gayrimenkullerin ve gemilerin kayıtlı oldukları sicillere işlenmek üzere tebliğ edilecek haciz bildirilerinin elektronik ortamda da tebliğ edilmesini ve cevapların elektronik ortamda alınmasını sağlamak ve elektronik ortamdaki tebligatlara ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla Maliye Bakanlığına yetki vermek üzere 6183 sayılı Kanunun 88 inci maddesine cümle ilavesi öngörülmektedir. Yapılan düzenleme ile elektronik ortamın kullanılması sonucunda işlemlere sürat kazandırılarak iş gücünde, posta masraflarında ve kırtasiyede tasarruf sağlanması amaçlanmaktadır.

MADDE 8- Maddeyle, 5602 sayılı Kanunda değişiklikler yapılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile, şans oyunlarının lisans veya işletim hakkının devri halinde, lisans veya işletim hakkını devreden ve devralan kurum ve kuruluşların paylarının aynı Kanunun 5 inci maddesinde yer alan yatırım ve işletme giderlerine ilişkin sınırlamaya dahil olduğu hususuna açıklık getirilmektedir. Öte yandan, yapılan düzenlemelerle tüm spor müsabakaları üzerine Spor Toto Teşkilat Başkanlığına müşterek bahis düzenleyebilme imkanı getirildiğinden, düzenlenen müşterek bahisler çerçevesinde Futbol Federasyonu dışındaki federasyonlara yapılan aktarımların da yatırım ve işletme giderlerine ilişkin sınırlamaya dahil olduğu hususuna açıklık kazandırılmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının (b) bendi ile 5602 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeyle, ilgili kurum ve kuruluşların 5602 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ait kanuni defter ve belgelerinde yer alan borçlarından Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar ödenmemiş kısmına ilişkin yapılan ödemelerin kamu payından indirimine imkan sağlanmaktadır.

MADDE 9- Maddeyle, 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunda yer alan tanımlar arasına, anılan Kanunun uygulamasına yönelik olarak kamu personeli tanımına da yer verilerek uygulamada tereddüt oluşturan hususa açıklık getirilmesi amaçlanmaktadır.

Bazı kurum ve kuruluşlar ile vakıflar tarafından, Türkiye’nin teknolojik alt yapısını geliştirmek, rekabet gücünü artırmak ve Avrupa Birliği standartlarına uyum sağlayabilmek amacıyla teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları çerçevesinde Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarından fon veya kredi temin edilmekte ve temin edilen fon ve krediler teknolojik alt yapının güçlendirilmesi, araştırma ve geliştirme projelerinin desteklenmesi amacıyla kullanılmaktadır.

Yapılan düzenleme ile Dünya Bankası gibi bazı uluslararası finans kuruluşlarından teknoloji geliştirme projesi sözleşmeleri çerçevesinde fon veya kredi temin ederek, temin ettikleri fonlarla Ar-Ge projelerini destekleyen bazı kurum ve kuruluşlar ile vakıflar tarafından desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinin de Kanun kapsamındaki teşviklerden yararlanmasına imkân sağlanmaktadır.

MADDE 10- Maddeyle yapılan değişiklikle, 1606 sayılı Bazı Dernek ve Kurumların Bazı Vergilerden, Bütün Harç ve Resimlerden Muaf Tutulmasına İlişkin Kanunla, başta Türkiye Kızılay Derneği olmak üzere bazı dernekler ile kurumlara her türlü vergi, resim ve harçtan muafiyet sağlanmıştır. Kanun kapsamındaki bazı derneklerin piyasa ekonomisi çerçevesindeki faaliyetleri nedeniyle oluşan iktisadi işletmelerin vergilendirilmesi, muafiyet hükmü nedeniyle ihtilaf konusu olmaktadır. Ayrıca kurumların piyasada ticari faaliyette bulunmaları ve muafiyet hükmünün şekilde iktisadi işletmeleri de kapsayacak şekilde yorumlanması durumunda diğer kurumlar vergisi mükellefleri ile aralarında rekabet eşitsizliği ortaya çıkmaktadır. Vergiden muaf tutulan kurumlara ilişkin yasal düzenlemelerin pek çoğunda duruma ilişkin açık belirleme bulunmaktadır. Örneğin 3388 sayılı Kanunda Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı kurumlar vergisinden muaf tutulurken iktisadi işletmelerinin muafiyetten yararlanamayacağı açıkça Kanunda belirtilmiştir. bağlamda, 1606 sayılı Kanunda yapılan düzenleme ile anılan Kanun kapsamına giren bazı dernek ve kurumların iktisadi işletmelerinin muafiyet kapsamında olmadıkları hususuna açıklık kazandırılmaktadır.

MADDE 11- Maddeyle, 3568 sayılı Kanunda değişiklikler yapılmaktadır. Kanunun 45 inci maddesinde yer alan “ticari faaliyette bulunamazlar” hükmü, meslek mensuplarının, hissedar yada pay sahibi olmaksızın da olsa, şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği, denetçiliği görevlerini de üstlenebilmelerine engel oluşturmaktadır. Düzenleme ile, kuruluşlara ilişkin Kanun kapsamındaki faaliyetleri yürütmemeleri şartıyla; iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları ve bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ile 5018 sayılı Kanun kapsamındaki kamu idarelerine ait bulunan veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun yönetimindeki kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği, denetçiliği meslekle bağdaşmayan işler kapsamından çıkarılmaktadır.

MADDE 12- Maddeyle, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun ayın karşılığı olan hisse senetlerinin şirketin tescilinden itibaren iki yıl geçmeden başkalarına devri yasağının, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesine göre yapılacak bölünmelerde uygulanmayacağı öngörülmektedir.

MADDE 13- Maddeyle, Başbakanlık merkez teşkilatına yapılan motorlu taşıt teslimi, kiralanması ve bunlara ilişkin işlemlerin katma değer vergisi, özel tüketim vergisi ve gümrük vergisi dahil her türlü vergi, resim ve harçtan istisna olduğu hususu düzenlenmektedir.

MADDE 14- Maddeyle, 320 sayılı Milli Piyango İdaresi Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca tertip edilen şans oyunlarının lisansının özel hukuk tüzel kişilerine verilmesi halinde, hak ve yetkinin devredildiği kişinin düzenlemiş olduğu tüm şans oyunlarından dağıtılan ikramiyelerin istisna haddini aşan kısımları üzerinden veraset ve intikal vergisi kesintisi yapılması amaçlanmaktadır. Yine, Spor Toto Teşkilat Başkanlığınca futbol dışındaki spor dalları üzerine de müşterek bahis düzenlenmeye başlandığından, yapılan ibare değişiklikleriyle tüm spor dalları üzerine tertiplenen şans oyunlarından kazanılan ikramiyelerin istisna haddini aşan kısımları üzerinden veraset ve intikal vergisi kesintisi yapılması amaçlanmaktadır.

Yapılan düzenlemeyle, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda yer alan “Katma” ibareleri “Özel” şeklinde değiştirilerek 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile tanımı yapılan bütçe uygulamalarına paralellik sağlanmakta ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun hükümlerine uyum sağlamak amacıyla, anılan Kanunun 16 ve 29 uncu maddelerinde yer alan parasal tutarlarda gerekli değişiklikler yapılarak, arazi vergisine ilişkin istisna tutarı uygulanabilir hale getirilmektedir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 56 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “nakdi” ibaresi kaldırılmak suretiyle, üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitülerine makbuz mukabilinde yapılan nakdi bağışların yanısıra ayni bağışların tamamının da gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince beyanname üzerinde gösterilmek şartıyla beyan edilen gelir ve kurum kazancından indirilebilmesi sağlanmaktadır.

Uygulanan trafik cezaları için itiraza ilişkin olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacak olması nedeniyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 116 ncı maddesinin aynı hususları düzenleyen, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarının yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir.

13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 39 uncu maddesinde düzenlenen özel iletişim vergisinin mükellefi, Telekomünikasyon Kurumu tarafından yetkilendirilmek suretiyle telekomünikasyon alt yapısı kurup işleten veya telekomünikasyon hizmeti sunan işletmecilerdir. 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu yürürlüğe girmeden önceki düzenlemeye göre, telekomünikasyon hizmeti sunan işletmecilerin 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu uyarınca Telekomünikasyon Kurumuyla görev veya imtiyaz sözleşmesi imzalamak veya Kurumdan ruhsat veya izin almak suretiyle yetkilendirilmesi gerekmekteydi.

5809 sayılı Kanunda, yetkilendirme türleri, bildirim ve kullanım hakkı olarak belirlenmiş ve yetkilendirme ile ilgili hükümlerin Kanunun yayımını izleyen 6 ay sonra, diğer hükümlerin ise Kanunun yayımı tarihi itibarıyla yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. Ayrıca, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, telekomünikasyon ruhsatı veya izin ile yetkilendirilmiş olan işletmecilerin, Kanun uyarınca Kuruma bildirimde bulunmuş veya gerekli olduğu durumlarda yetkilendirmelerindeki süre ile sınırlı olarak kullanım hakkı almış sayılacağı ve Kurumla imzalanmış olan görev ve imtiyaz sözleşmelerinin; süre bitimi, fesih, iptal veya başkaca herhangi nedenle sona ermelerine kadar mevcut hükümleri uyarınca geçerliliklerini devam ettireceği hüküm altına alınmıştır.

5809 sayılı Kanunun yetkilendirme ile ilgili hükümlerinin yürürlüğe gireceği 10/5/2009 tarihinden itibaren, 406 sayılı Kanun uyarınca Teknolojileri ve İletişim Kurumuyla görev veya imtiyaz sözleşmesi imzalamak suretiyle veya 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu uyarınca Kuruma bildirim yapılması veya Kurumca kullanım hakkı verilmesi yoluyla yetkilendirilen veya yetkilendirilmiş sayılan işletmeciler elektronik haberleşme hizmeti sunabileceklerdir.

Yapılan düzenleme ile 5809 sayılı Kanunun yetkilendirmeye ilişkin hükümlerinin 10/5/2009 tarihinde yürürlüğe girmesi dikkate alınarak 6802 sayılı Kanunun “Özel iletişim vergisi” başlıklı 39 uncu maddesinde kurum, hizmet tanımları ve yetkilendirmeye ilişkin gerekli değişiklikler yapılmaktadır.

MADDE 15- Yürürlük maddesidir.

MADDE 16- Yürütme maddesidir.

Uygulama Haritalarının Hazırlanması Google

4.5- Uygulama Haritalarının Hazırlanması

“Boyut değiştirmeyen şeffaf veya yarı şeffaf altlıklı bütünlemesi yapılmış halihazır haritalar veya açılacak paftalar üzerine düzenleme alanındaki bütün detaylar cephe hatları, yol genişlikleri ve korunması gereken yapılar Teknik Yönetmelikte belirtilen harita çizim tekniğe şekilde geçirilerek, düzenleme sahasına ait uygulama haritası düzenlenir.” .(YILDIZ, 1999)

bilgi

DOĞADA İLÂÇ ARAYIŞI Google

DOĞADA İLÂÇ ARAYIŞI

TÇV’nin 2004’te yayınladığı kitapta;

Mark J. Plotkin,

doğadaki şifa verici sırların etkileyici

örneklerini verirken, piyasada satılan ilâçlarda

bitki ve hayvanlardan edilen maddelerin ne
kadar önem taşıdığını anlatıyor.

Herkesi heyecanlandıracak kitabın

bölümü aşağıda verilmektedir.

MAYMUNLARIN
BİTKİLERİ

1980 Yılı’nın yaz mevsiminde, Doğu Brezilya’nın zamanlar görkemli ormanlar olan bölgelerinde dolaşma fırsatını buldum. Avrupa’dan gelen kâşifler, ormanların güzelliği ve çeşitliliği karşısında şaşıp kalmışlardı. Ağaçlık bölge Brezilya’nın en doğudaki ucundan başlayıp güneye, bugün Paraguay ve Arjantin olan yörelere doğru, kesintisiz yay halinde uzanıyordu. Oysa şimdi kalan, zamanlar var olanın ufacık parçasıdır. Sağda solda kaç küçük cep halinde ormanlarda, bitkilerle hayvanlar giderek küçülen alanda yaşayabilme savaşı vermektedir. Eski orman örtüsünün % 96’dan fazlası olmuştur. Birbirine uzak o orman kalıntılarında dolaşırken kulağıma sürekli olarak kamyon, buldozer, radyo ve sesleri geliyordu. Uygarlığımızın, son kalan parçaları da etmekte kararlı olduğunun sürekli hatırlatıcısı!

Ormanın kendisi boş gibiydi. Güney Amerika yağmur ormanlarının simgesi olan iri kara hayvanları, jaguar ya da bölgeye özgü peccari domuzları avlana avlana öylesine edilmişti ki, yerlerde çift ayak izi bile göremedim. Tukan’ların tüyler ürperten çağrıları, makav’ların kulak delici çığlıkları kalmamıştı. Tabiî, ormanlarda edilen yalnızca dikkat çekici hayvanlar değildi. Yolculuğuma hazırlanırken, beşyüz yıl önce ormanlara girme cesaretini gösteren Portekizli kâşiflerin notlarını okumuştum. Yazdıkları satırlar, zamanlar buralara egemen olan savaşçıların öyküleriyle doluydu. Evet, ormanlar zamanki alanlarının % 90’dan fazlasını kaybetmişlerdi, arada Botocudos ve Tupinikin kabilelerinin de soyu tamamen tükenmişti.

O kızılderililerin ve zamanlar onların yaşama yeri olan ulu ormanların tıbbî mirası nedir? Amazon ormanları bize ipeka’yı, tübokürarin’i vermiştir. Tropik Afrika, fizostigmin ile strofantin’i sunmuştur. Asya ormanları da ajmalin ve rezerpin’i ikram etmiştir. ilâçların her biri, yerel kabile halkının neler kullandığı incelenerek geliştirilebilmiştir. Ama Doğu Brezilya yağmur ormanlarının bitkilerinden tek tıbbî bileşik bile geliştirilmiş değildir, sebebi de, besbelli Botocudos ve diğer kabilelerin, onlarla birlikte herhangi etnobotanik çalışma yapılamadan önce tükenmiş olmasındandır.

Bize rehber olacak yerli halklar yoksa, hangi bitkilerin laboratuvar araştırmalarına değer bitkiler olduğunu nasıl belirleyebiliriz? Örneğin Surinam’daki onaltı park ve koruma altındaki bölgeden onikisinin içinde de, yakınlarında da, yaşayan hiç kızılderili yoktur. tür durumlara tropik bölgelerde giderek çok rastlanmaktadır. Eğer bitkilerin ürettiği ve yararlı bileşikleri bulacaksak, bunun en iyi yolu nedir?

İkinci Dünya Savaşı sırasında Çin Hindi’ndeki balta girmemiş ormanların üzerinde uçmaya hazırlanan Amerikalı havacılara, vurulup düşürülürlerse nasıl sağ kalacakları öğretilirken, “maymunlar ne yiyorsa siz de onu yiyin” denirdi. Gerçi öğüdün iddialı değeri her halde çok psikolojikti (bazı maymunların odacıklı mideleri, insanları zehirleyecek, hattâ öldürecek yaprakları sindirebilmelerini sağlamaktadır ama sonunda esas yararını tıbbî tedaviler dalında göstereceğe benzemektedir. Adım adım öğrendiğimize göre, çok durumlarda hayvanların iç güdüleri, onlara ilâç yerine geçecek bitkilerle ilgili bilgiler programlamıştır, oysa bilgileri insanlar fark etmekte ve incelemeye başlamaktadır. En olağanüstü örneklerden biri, Doğu Brezilya’nın Atlantik ormanlarında yaşayan ve soyu tükenme tehlikesiyle yüzyüze bulunan maymun türü üzerinde yapılan araştırmalardan gelmiştir.

1980’lerin başında, Harvard’da biyolojik antropoloji master öğrencilerinden Karen Strier, Doğu Brezilya’daki Minas Gerais Eyaleti’ne, maymunları doğal habitatlarında incelemeye gitmişti. Çalışma alanı olarak Feliciano Miguel Abdala’nın çiftliğini seçti. çiftçi, arazisi üzerinde dört mil kare boyundaki ormanlık bölgede koruma alanı geliştirmişti. Orada (tüylü örümcek maymunları diye bilinen) muriqui nüfusu barınmaktaydı. Bunlar Dünya maymunlarının en irileriydi. Strier’in çalışmaları kısa zamanda onu çok şaşırtıcı bazı sonuçlara götürdü. Muriqui’lerin beslenme biçiminde, diğer maymunlara göre tanen içeriği çok yüksekti. Dizanteri ilâcı olan Enterovioform’un yaklaşık %50’si tanenlerden ibarettir. Harvard’lı araştırmacı, acaba maymunlar parazitleri öldürmek, genellikle parazitlerle birlikte ortaya çıkan diyareyi kontrol edebilmek için beslenme biçimlerini mi değiştiriyorlar, diye merak etti. sonraki araştırmalar, ormandaki muriqui’lerde hiç parazit bulunmadığını ortaya çıkardı … da yağmur ormanlarında yaşayan maymunlar için ender durumdu. Söz konusu bitkilerin de bazıları, Amazon kızılderililerinin parazitleri kontrol etmek için kullandıklarının aynısı, ya da onlara çok benzer şeylerdi.

Üreme mevsiminin başlamasından önce Stier, muriqui’lerin antimikrobiyal bileşimler bakımından zengin olan yalnızca iki tür ağacın yapraklarını yemekte olduklarını fark etti. Yılın aynı döneminde maymunlar, beslenmek için maymun kulağı ağacını ziyaret ediyorlardı ( adın takılışı, meyvesinin biçiminden ötürüydü). Genelde maymunlar ağacı meyveyle dolu bulunca, hepsini yiyor, bitiriyorlardı. Oysa Strier’e göre muriqui’ler, biraz yiyip oradan ayrılıyor, sanki tadına bakmak yeterliymiş gibi davranıyorlardı. Harvard’a döndüğünde, o meyvelerde bol miktarda stigmasterol bulunduğunu öğrendi. kimyasal, projesteron üretiminde kullanılıyordu. Projesteron, doğum kontrol haplarında kullanılan maddeydi. Bitki hormonları hayvanların doğurganlığını etkileyebilir. ormanın maymunları, doğum kontrol haplarını kuzenlerinden binlerce yıl önce mi keşfetmişlerdi?

Duke Üniversitesi primatologlarından (maymun uzmanı) Dr. Ken Glander, Orta Amerika’nın uluyan maymunlarını yıllar boyunca incelemiş, sonunda Karen Strier’inkilere paralel sonuçlara varmıştı. Glander’ın hipotezine göre, uluyan maymunlar seçilmiş bazı bitkileri yiyor, yolla doğuracakları yavrunun cinsiyetini belirliyorlardı! Glander, uluyanların dişilerinin, çiftleşme öncesinde ve sonrasında yedikleri bazı bitkileri başka zamanlarda hiç yemediklerine dikkat çekiyordu. Yirmi yılı aşkın çalışmalarının sonunda, uluyanlardan bazılarının yalnız erkek yavrular doğurduğunu, diğerlerinin de yalnız dişiler doğurduğunu gözlemlemişti. Böyle şeyin tesadüf sonucu olması, biraz zayıf ihtimaldi. “Dişi” sperm (X kromozomu taşıyanlar), asitli ortamda “erkek” spermlerden (Y kromozomu taşıyanlardan) iyi performans veriyordu. Bunun tersi de geçerliydi. Uluyanların dişileri acaba üreme kanallarındaki kimyasal ortamı mı kontrol ediyorlardı … ve eğer ediyorlarsa, bunu neden yapıyorlardı? Glander’ın tezi, bundan bitki kökenli östrojen benzeri kimyasalların etki yapmış olabileceği yolundaydı. Maymun gruplarında genellikle erkeklerin, genlerini sonraki kuşağa dişilerden fazla miktarda aktarabildiklerine dikkat etmişti. durumda, dişinin çok erkek yavrular doğurmasının neden avantajlı olabileceği de ortaya çıkıyordu. Ama grupta çok fazla erkek varsa, o zaman da dişi yavruların neden rağbette olacağı belliydi.

Hayvanların bitkileri ilâç olarak nasıl kullandığının incelenmesine son zamanlarda “zoofarmakognozi” adı verilmiştir, ama bizim olguyu gözlemlememiz, hiç kuşkusuz, çok eski tarihlere dayanmaktadır. Köpeklerin sağlıksız şey yuttukları, onu çıkarmak istedikleri zaman nasıl kusturucu otlar yediklerini görmeyenimiz var mıdır? Pennsylvania Üniversitesi’nden başarılı ekolog Dr. Dan Janzen şöyle yazmaktadır: “Bitki yiyen omurgalıların işi arasıra, reçetelerini yazıyormuş gibi yapıp yapmadıklarını sormak isterdim.”

Bazen hayvanlar bize bilgelikleriyle ders verirken, bazen de yaptıkları saçmalıklarla ders verirler. Kuzey Amerika ineklerinin yirminci yüzyıl başlarında yaptığı ölümcül beslenme hatalarından ortaya kaç başarılı ilâç çıkmıştı. Şubat 1933’te Cumartesi öğleden sonra, tipi ortalığı kasıp kavururken, Wisconsin’lı çiftçi, elinde kova kanla, kimyager Dr. Karl Link’in ofisine gelmişti. Aslında Deer Park yakınlarından buralara yaklaşık ikiyüz mil yolu aşarak gelmiş, önce Madison’daki Wisconsin Üniversitesi’nde bulunan eyalet veterinerinden yardım istemeye çalışmıştı. Ama hafta sonu olduğu için veterinerin ofisi kapalıydı. Çaresiz kalan çiftçi, kapısının kilitli olmadığını gördüğü binaya yönelmişti, orası da biyokimya binasıydı.

Kovada taşıyıp getirdiği kan pıhtılaşmamıştı. Adamın ineklerinden kaçı, kan kaybından ölmüştü. Şimdi de boğasının burnundan kan boşalıyordu. Hayvanlarını her zamanki gibi yine çürümüş tatlı yoncayla beslemekteydi.

Kanama hastalığı olarak 1920’lerde, hem Kuzey Dakota’da, hem de Kanada’nın Alberta bölgesinde görülüp rapor edilmişti. Uzmanlar hastalığa yol açan şeyin, hayvanlara çürümüş tatlı yonca vermek olduğunu tesbit etmişlerdi, ama onu nasıl iyi edeceklerini bilmedikleri gibi, yoncadaki hangi maddenin yol açtığını bulamamış, o bileşimi izole edememişlerdi. Tavsiyeleri, çürümüş yemi imha edip, hasta hayvanlara kan nakli yapmaktı. Link’in tavsiyesi de aynı olmuştu. Ama ne yazık ki, çiftçinin elinde, hayvanlarına verecek alternatif yem yoktu. Büyük kriz yıllarında, Wisconsin gibi kırsal yerde, kan nakli yapmak gibi imkânı da yoktu.

Link, yardımcı olamamanın sıkıntısı içinde, sorunu doktora sonrası öğrenimini sürdüren Alman öğrenci Eugene W. Schoeffel’e açtı. Schoeffel aşırı duygusal, çok idealist insandı. İkide Goethe’den, Shakespeare’den alıntılar yapmayı severdi. Çürümüş yonca bulmacasını o üstlendi, kişisel savaşı haline getirdi. Arkadaşlarıyla birlikte o yoncaları yedi yıl boyunca analiz ettiler, sonunda ölümcül etkeni belirleyip izole etmeyi başardılar. Suçlu, dikumarol adlı kimyasaldı. Doğru hipotezle ortaya çıktılar. maddenin fazlası hemorajiye yol açıyorsa, az miktarda kullanıldığında yararlı antikoagülan olabilir demekti. Bugün dikumarol (ve onun sentetik analogları) sıklıkla antikoagülan olarak kullanılmaktadır, özellikle de pulmoner emboli ve venöz trombozun önlenmesinde ve tedavisinde işe yaramaktadır.

Yoncanın analizi, tek türün çok çeşitli ürünlere kaynak olabileceği konusunda da örnek olmaktadır. Sentetik analoglardan birinin, farelerde özellikle ciddî kanamalara yol açtığını fark Link, o maddeyi fare zehiri olarak denemeyi önerdi, striknin gibi toksik rodentisitlerin tehlikelerinden o sayede kurtulunabileceğini ileri sürdü. kimyasalın araştırmalarına, Wisconsin Mezunları Araştırma Vakfı arka çıktı. Maddenin etkisi kanıtladığında, ona warfarin adı verildi. (Kelime her ne kadar akla savaşı getiriyor olsa da, aslında mezunlar vakfının adının baş harflerinden alınmıştı.)

1951 başlarında, askere çağrılan biri, warfarin yiyerek intihar etmeye kalktı. Kendini öldürmeyi beceremedi, ama klasik tatlı yonca kanama sendromu sergiledi. Mutsuz askerin normal kan ve koagülanlar verilerek tedavi edilmesi sağlandı. garip olay, warfarin’in ( sefer coumadin adıyla) hasta insanlarda antikoagülan olarak denenmesine ve ruhsat almasına yol açtı. Acaba kalp hastalarından kaç tanesi, doktorun kendilerine uzattığı reçeteye fare zehiri yazmış olduğunu fark ediyor dersiniz?

Hayvan davranışlarının başka yönlerinden de, tedaviyle ilgili başka ipuçları çıkmıştır. Şaşılacak kadar çok canlı türleri, toksik doğal bileşimleri yemekte ve bedenlerinde depolayabilmektedir. Bunu ilâç olarak değil, zehirleri sonra amaçlarıyla kullanmak için, ya gerektiğinde zehirli ısırık uygulayabilmek ya da predatörlerin kendilerini yemesini caydırmak için yapmaktadırlar. Kirpi balığının örneği de bunlardan biridir.

Düzinelerce kirpi balığı türünde, tetrodotoksin diye bilinen ölümcül sinir gazı vardır. balıklar zehiri iç organlarında konsantre etmektedir. Her ne kadar mantık bize, insanların zehir dolu derin deniz canlılarından kaçmak isteyeceğini söylese de, kirpi balıkları Japonya’da nâdide delikates sayılmakta ve çok sevilmektedir. Ahçılar popüler ve saygın yemeği hazırlamak için özel eğitimlerden geçmek, federal hükümetten tür lisans almak zorundadırlar. Çok dikkatli hazırlama muamelelerine rağmen, kazalar yine de olabilmektedir. kaç yılda , birinin zehirlendiği görülür. Zehirlenme sonucunda uyuşma, kas kontrolünün kaybı söz konusu olur, tedavi edilmezse ardından ölüm gelir. Tetrodotoksin zehirlenmesinin o tipik uyuşturma etkisini ilginç bulan Japon doktorlar, maddeyi migren ve âdet dönemi ağrılarının tedavisinde kullanmışlardır.

Bilim adamları, mavi halkalı ahtapotun ölümcül ısırığında da tetrodotoksin bulunduğunu anladıklarında şaşalamışlardır. Kirpi balığıyla ahtapotun aynı zehiri üretiyor olması acaba mümkün müdür? Ama sonunda balığın da, ahtapotun da, zehiri kendisinin yapmadığı ortaya çıkmıştır. Onu imal , Vibrio adıyla bilinen mikroptur. Balık da, ahtapot da, mikrobu yiyip iç organlarında saklamakta, yolla predatörlerini caydırmaktadırlar. bakıma kirpi balığıyla ahtapot, araştırmayı bizim adımıza yapmış gibi görünmektedir. Denizlerdeki milyonlarca mikrop arasında en ölümcül olanın (ve güçlü tıbbî uygulamalara elverişli olanın) hangisi olduğunu bulup ortaya çıkarmışlar, bizim dikkatimize (en tehlikeli yöntemle bile olsa) sunmuşlardır.

Hayvanlar yalnız kimyasal maddeleri bulmamıza yardımcı olmakla kalmamakta, bunları laboratuvarlarda üretmemize de yardımcı olmaktadır. Fort Pierce, Florida’daki Harbour Branch Oşinografi Enstitüsü’nde biyomedikal deniz araştırmalarının baş yöneticisi olan Dr. Shirley Pomponi, deniz omurgasızlarında ekteinasidin (ECT) konusunu araştıran uzmandır. ECT, 7. Bölüm’de gördüğümüz gibi, antimelanoma bileşimidir. Pomponi şöyle demektedir: “Ne yazık ki, tek gram ekteinasidini ancak tona yakın ahtapot yapabilmektedir.” Pomponi ile Harbour Branch’deki arkadaşları, yalnız ahtapotlardan beslenmekle kalmayıp, ekteinasidin’i filtre ederek depolayan, herhalde onu, kirpi balığının tetrodotoksin’i kullandığı gibi kullanıp predatörleri caydırmaya çalışan yassı kurt bulmuşlardır. Sonunda bilim adamları, ECT’yi yassı kurttan “sağma” yöntemini keşfetmiş, bunun o maddeyi ahtapottan almaktan çok düşük maliyetli olduğunu görmüşlerdir.

zehiri başka türden çalıp kendini korumak için kullanma metodunu keşfetmek, oklu kurbağaların nasıl kadar toksik olabildiğini de anlamamıza yol açmıştır. 1. Bölüm’de gördüğümüz gibi, tropik Amerika’nın oklu kurbağaları, çok çeşitli ve hayranlık uyandırıcı kimyasal maddeler taşımaktadır. Ama kurbağaların zehiri nasıl imal ettiğini anlamamız, son zamanlara kadar mümkün olmamıştı. Tutsaklık koşullarında yetiştirildiklerinde, kurbağalar genellikle aynı toksinleri yapamıyorlardı. Yabanıl ortamda yakalanıp tutsaklık koşullarına sokulanlar bazen alkaloitlerini muhafaza edebiliyorlardı, ama yavrularında aynı alkaloitler az miktarda bulunuyordu.

Hawai’de da garip olgu söz konusuydu. Zehirli oklu kurbağalar, 1932 Yılı’ nda, Oahu Adası’ndaki Manoa Vâdisi’ne salıverilmişti. Elli yıl sonra kurbağaların soyundan gelenler laboratuvarda test edildiğinde, araştırmacılar (Panama kökenli) türde var olan alkaloitlerden iki tanesinin hâlâ var olduğunu gördüler. Ama Panama türünde var olan başka tip alkaloit, bunlarda yoktu. Ayrıca bilim adamları, Hawai kurbağalarında, Panama türünde hiç olmayan alkaloit de buldular! Neler oluyordu burada?

Zehirli oklu kurbağa otoritesi Dr. John Daly’nin hipotezlerine göre; 1) kurbağalar alkaloitleri kendileri yapıyorlardı; 2) alkaloitleri, yedikleri şeyden yapıyorlardı; ya da, 3) kirpi balığının tetrodotoksin’de yaptığı gibi, bileşimleri besinlerindeki bileşimden topluyor ve depoluyorlardı. Daly’nin hipotezlerinin cevabı, görünüşe göre üçünün bileşimi şeklindedir. Bileşimlerden (ya da onların oluşmadan önceki halinden) birazı, kurbağanın yediği böceklerde vardır. Alkaloitler böceklerden, karıncalardan, çok ayaklılardan alınıp depolanmaktadır. Ama mesele yalnız bazı alkaloitleri ya da bütün alkaloitleri yiyip ayırarak saklamakla bitmemektedir. kurbağalara iki farklı alkaloit taşıyan karıncalar yedirildiğinde, kurbağalar bunlardan birini depolamış, diğerini besbelli vücutlarından atmışlardır. Bazı durumlarda da kurbağaların, derilerinde bulunan bileşimleri taşıyan böcekleri özellikle arayıp yedikleri görülmüştür. durumda, halen Abbott Laboratuvarları tarafından geliştirilmekte olan ABR-594 ağrı kesicisi, bugüne kadar kurbağa zehiri diye bilinmesine rağmen, aslında böcek zehiri olup, bize kurbağalar tarafından sunulmuş olabilir!

Bitkileri bilerek tedavi amacıyla kullanma yönünden bakıldığında, Afrika’nın büyük maymunları her halde hayvanlar âleminin en ilerlemiş üyeleri olarak ortaya çıkmaktadır. Harvard primatologlarından (maymun türleri uzmanı) Dr. Richard Wrangham, 1980’lerin başlarında, Uganda’daki Kibale Ormanı’nda yaşayan şempanzelerin, Aspilia diye bilinen tropik papatyayı yediklerini görmüştü. Şempanzeler gerçi çoğunlukla vejetaryen nitelikli beslenme rejimlerinde çok çeşitli bitkileri yiyorlardı, ama o papatyaları yerkenki davranışları garipti. Yaprakları dikkatle seçiyor, yutuyorlardı. Yuttuklarında yüzlerinde tatsız ifade oluşuyor, balıkyağı içmiş çocuklar gibi görünüyorlardı. Şempanzeler de insanlar gibi parazit enfeksiyonlarına eğilimli olduklarından, Wrangham yaprakları beslenmek için değil de, ilâç olarak yedikleri yolunda hipotez geliştirmişti.

Wrangham miktar Aspilia toplayıp analiz için laboratuvarına götürdü ve şaşırtıcı sonuçlarla karşılaştı. Bitkide bileşik vardı (ona thiarubrine adını verdiler). maddede güçlü antibiyotik, fungisit ve vermisidal özellikler bulunmaktaydı. Ayrıca maddenin ve benzerlerinin, Afrika halkları tarafından çeşitli tedaviler için kullanılmakta olduğunu da öğrenmişlerdi. Ciltlerindeki kesiklere, sistite, bel soğukluğuna karşı bile kullanıyorlardı. Buradan ortaya başka soru çıkmaktaydı: Acaba insanların bitkiyi ilâç olarak denemelerine, şempanzelerin davranışlarını gözlemiş olmaları mı yol açmıştı?

Etnobotanistler, yani insanların yerel bitkileri kullanış biçimini inceleyen bilim adamları, çeşitli kültürlerin hangi bitkilerde ilâç niteliği olduğunu nasıl keşfettiklerini uzun zamandan beri merak etmekteydi. Deneme-yanılma metodunun süreçte önemli rol oynadığı kesin olsa bile, acaba hayvanların kullandığı bitkiler onların denemelerine doğal başlangıç noktası sağlamış olamaz mıydı?

Thriarubrine’in hikâyesinin tuhaf de dipnotu vardı: Bilim adamları Aspilia’yı laboratuvarda denediklerinde, thriarubrine’i yalnızca bitkinin köklerinde bulmuşlardı, oysa maymunlar kökleri yemiyordu. Afrikalı, Avrupalı, Japon ve Amerikalı araştırma ekipleri, hayvanların yalnızca yaprakları yediğini defalarca teyit etmişlerdi. O halde parazit belâsına uğrayan maymunlar neden yaprakları yiyordu? Primatolog Dr. Michael Huffman, Japonya’da yaşayan Amerikalı bilim adamıydı. Tanzanya’da çalışırken, kurnazca düzenlenmiş saha araştırmasında cevabı buldu. Huffman’la arkadaşları, şempanzelerin dışkısında genellikle Aspilia yapraklarının yanısıra, yaprakların yüzeyindeki minik sert kıllara (trikom’lara) takılmış, şişlenmiş gibi duran bağırsak kurtlarını da buldular. Şempanzeler yaprakları “ilâç” olarak yiyor olsa bile, parazitleri öldüren şey yalnızca kimyasal madde değil, zararlı organizmaları sıyırıp şişleyen fiziksel çareydi. Huffman süreci “Velcro etkisi” diye isimlendirdi. Ama araştırma sayesinde bilim adamları gerçekten antibiyotiği de keşfettiler.

Primatoloji dalındaki kariyerini, çocukken okuduğu H. A. Rey imzalı Curious George (Meraklı George) adlı kitaba duyduğu hayranlık sebebiyle seçmiş olan Huffman, sonunda şempanzelerin yalnız botanik Velcro’yu değil, başka bitkileri de kimyasal ilâç olarak kullandığını kanıtlayacak güçlü kanıtları derlemeyi başardı. Tanzanya’nın Mahale bölgesindeki saha araştırmalarının çoğunu, Tanganika Gölü’nün doğu kıyısına, yüz yıl kadar önce kâşif Stanley’in David Livingstone’u bulduğu yere odaklamıştı (Jane Goodall’un Gombe Deresi’ndeki ünlü yerinin yüz mil kadar kuzeyi). Huffman’ın rehberi ve akıl hocası Mohamedi Seifu Kalunde, yerli Wa Tongwe kabilesinden, alçak sesle konuşan yaşlı adamdı. Kalunde hem natüralist, hem de herbalist olarak beceriye ve üne sahipti. 1987 Kasımı’nda gün, Kalinde ile Huffman şempanzeyi izlerken, şempanze birdenbire papatya ailesinden Vernonia bitkisi önünde durmuş, dalı koparmış, kabuğunu soymaya başlamıştı. O gün olup bitenleri Huffman on yıl sonra bile ayrıntılı şekilde hatırlıyordu. Mohamedi, “ çok garip” demişti. “Bunu neden yiyor, anlamıyorum, çünkü çok acı şey.” Huffman, “Sık sık yerler mi onu?” diye sormuş, “Hayır” cevabını almıştı. Ardından, Kalunde’nin kabilesindeki insanların maddeyi ilâç olarak kullanıp kullanmadığını sormuş, Kalunde, “Evet, mide problemleri için alırız” diye karşılık vermişti.

Vernonia, Afrika kıtasında bulunan ve ilâç olarak kullanılan bitkilerin en önemlisiydi. Etiyopya’da sıtma ilâcı olarak bilinirken, Güney Afrika’da amipli dizanteri ilâcı olarak değerliydi. Zaire’nin kabileleri onu diyareye karşı kullanıyor, Angola kabileleri mide bozukluğuna çare diye tanıyordu. Huffman’ın rehberi ve akıl hocası Kalunde’nin dili olan Ktongwe dilinde Vernonia’nın adı njonso’ydu, kelime “acı yaprak” ve “gerçek ilâç” demekti.

Onlar saklanıp seyrederken, hasta şempanze kabukları soyma işini bitirmiş, sapı çiğnemeye başlamıştı. Yutmuyor, çiğnedikten sonra posasını tükürüyordu. Midesine giden yalnızca özsuyuydu. Huffman o maddenin özellikle kötü tadı olduğunu bildiği için, hayvanın bunu keyfinden yemediğini anlamıştı (Büyük Jane Goodall ilginç deney yapmıştı; her halde Huffman’ın gözlemleriyle o deney de biraz ilgiliydi: Hasta şempanzelere, üzerine antibiyotik tetrasiklin akıtılmış muz verdiğinde, hayvanların hevesle yediğini görmüştü. Ama aynı şeyi sağlam şempanzelere verdiğinde, onlar yemeyi reddediyordu). Huffman’la Kalunde hasta şempanzeyi izlemeyi sürdürdüler, hayvanın hızla iyileştiğini gördüler. Bitki özünü içmeden önce hayvan kabızdı, rahatsızdı, iştahı yoktu. gün sonra şaşılacak iyileşme kaydetmişti. Hızla dik kayalara tırmanmaya başladığında, araştırmacılar onu gözden kaybetmemek için çok zorlanmaya başlamışlardı.

Elbette ki, tek hasta şempanzenin tek kere gözlenmesi, başına yeterli kanıt sayılamazdı. Ama 1991’in Aralık ayında araştırma ekibi ek gözlemlerde bulununca, teori inanılırlık kazanmaya başladı. Huffman’la Kalunde, başka hasta şempanzenin yine Vernonia yediğini görmüşler, böylelikle hipotezlerini kontrol etme imkânı bulmuşlardı. yandan şempanzeyi izlerken, hayvanın dışkılarını toplamış, analizi yapılmak üzere laboratuvara götürmüşlerdi. İlk topladıkları örneklerin her gramında 130 kadar nematod yumurtası vardı. Aradan yirmidört saatten az süre geçtiğinde, her gramdaki yumurta sayısı 15’e düşmüş, hayvan yeniden avlanmaya başlamış, gün önce beceremediği enerji-yoğun hareketlerine geri dönmüştü. Araştırmacılar hayvanın o bitkiden ne kadar özsuyu aldığını hesapladıklarında, dozajın kabiledeki hasta insanların aldığıyla eş olduğunu anladılar. İyileşme süresi (20-24 saat), insanlar için de, şempanzeler için de aynıydı. O bitkinin çok yaygın olmasına, her mevsimde bulunabilmesine rağmen, şempanzeler ondan yalnızca yağmurlu mevsimde, parazit enfeksiyonlarının en çok görüldüğü mevsimde yararlanma eğilimindeydiler.

Huffman, Japon meslekdaşlarıyla birlikte, bitkinin kimyasal analizini yaptı. Laboratuvar çalışmasında bitkinin ilâç niteliğiyle ilgili iki tip kimyasal bulundu. Bitkide bol miktarda seskiterpen laktonlar vardı. Bunlar pek çok botanik türlerde var olan, antihelmentik (kurtlara karşı) etkisi bilinen maddelerdi. Ayrıca, antiamip ve antibiyotik özellikleri de vardı. bitkilerde bulunan seskiterpen laktonlar, leishmaniasis’e (sık rastlanan ve kişiyi deforme tropik hastalık) karşı, ayrıca ilâca dirençli falciparum sıtmasına karşı önemli aktivite göstermekteydi.

Vernonia türevlerinin insanlardan önce hayvanlar için kullanılabileceği görülmektedir ki, da aslında düşer. Huffman, hem Danimarka, hem de Tanzanya’daki meslekdaşlarıyla işbirliği yaparak Vernonia usârelerinin, bilimsel adı Osteophagostum stephanostomum olan nematodu öldürmedeki etkisini belirlemeye çalışmaktadır (işte burada da yine, canlının adı, boyundan uzundur!). nematodlar (ve onların yakın akrabaları), özellikle tropik bölgelerde, hayvan sürülerinde büyük zararlara yol açmaktadır. Bugün uygulanan tedaviler, etkili olmalarına rağmen, Üçüncü Dünya standartlarına göre oldukça pahalıdır ve yüzden erişilmez olabilmektedir. Tropik bölgelerde hayvancılık yapanlara, kendilerinin yetiştirebileceği ve parazit öldürme amacıyla güvenle kullanabilecekleri bitki sunmak, sağladıkları verimi çok arttırabilecektir.

Vernonia başarıyla geliştirilse bile, doktordan önce veterinerin ilâç dolabına girebilen yararlı tropik bitki olamayacaktır. Asya’nın pek çok kesimlerinde yerli halkların, betel palmiyesinin meyvesini asma yaprağına sarıp çiğnedikleri bilinmektedir. meyvenin alkaloitleri kimyasal uyaran olarak iş görmekte, bazılarının iddiasına göre de betel, tıpkı tütün gibi tiryakilik yapmaktadır. Yirmi-otuz yıl önce kimyagerler palmiyeden alkaloiti izole etmiş, ona “arekolin” adını vermişlerdir, zira palmiye cinsinin adı Areca’dır. Başlangıçta doktorlar tarafından insanlar için vermifüj olarak (antiparazit madde olarak) kullanılmış olmakla birlikte, sonunda arekolinin bizim türümüz için fazlaca toksik olduğuna karar verilmiştir. Halen ilâç, hayvanlarda parazit tedavisi için kullanılmaktadır.

Hayvanların genelde insanlardan “dayanıklı” olduğu görülmüştür. İlâçların insanlarda yol açtığı yan etkiler onlarda pek görülmemektedir. İnsan kadar uzun yaşayan az hayvan vardır, sebeple ilâcı yıllar boyunca almaktan gelecek ters etkiler de onlar için söz konusu değildir.

Böyle olunca, halen geliştirilmekte olan (hem doğal, hem de sentetik) ilâçların çoğu, yerine hayvanlarda kullanılacak, ya da her ikisinde birden kullanılacaktır. Veterinerlik piyasası çok büyüktür, ev köpeklerinden ve kedilerinden hayvanat bahçesi hayvanlarına, sığır sürülerine, domuzlara, koyunlara, atlara kadar uzanmakta, dünyanın her yanındaki tarımsal faaliyetlere hizmet bütün hayvanları kapsamaktadır. Veterinerlik ilâçlarının yalnız ABD pazarındaki yıllık perakende değeri milyar dolar düzeyindedir.

Ama bazı bitkilerde, hem , hem de veteriner ilâcı olarak işe yarayabilecek bileşikler bulunmaktadır. Bazı tropik ormanlarda incir ağaçlarının sayısı diğer ağaç türlerinden fazladır. Bunların meyveleri, hem kuşlar, hem de maymunlar için önemli beslenme bileşenleri içermektedir. Şempanzeler ağaçları, besin değerinin ötesinde, tedavi amaçlarıyla da kullanmaktadır. Batı Amazon bölgesindeki türün özsuyu, parazitik enfeksiyonlara karşı öylesine değerlidir ki, şişelenerek ticarî olarak satılmaktadır. Afrika türünün yapraklarının Tanzanya’da şempanzeler tarafından yenilmesinin sebebi, her halde şempanzelerin en sık rastlanan bağırsak parazitleri olan nematodlara etkili enzimler içermesidir. (Şempanzelerin yediği) taze yapraklardaki antiparazitik maddenin miktarı, yaşlı incir yapraklarındakinin % 600 fazlası kadardır.

İncir sütünü de, iri memelilerin başka türü olan filler ilâç olarak kullanmaktadır. ‘paşiderm’ hayvanlar da her halde, tıpkı yerli kabilelerin halkları gibi, o maddeden antiparazit olarak yararlanmaktadır. Ama fillerin kullandığı tek ilâç, bitki incir ağacı değildir. 1940’ların başlarında bilim adamları Asya fillerinin, uzun yolculuklara çıkmadan önce Entada scheffleri adlı marulumsu bitkiden yediğini fark etmişlerdi. Araştırmacılar bunu görünce, bitkinin ya uyarıcı ya da ağrı giderici olduğu hipotezini ileri sürmüşlerdi (yoksa yalnızca tür paşiderm karbo-yükleme yöntemi olabilir miydi?). World Wildlife Fund (Dünya Yaban Hayatı Fonu) ekologlarından Dr. Holly Dublin, 1975 Yılı’nın büyük bölümünü, Güney Kenya’nın Tsavo Parkı’nda hâmile filleri gözlemleyerek geçirdi. Filin hâmilelik dönemlerinde standart yaşam biçimi vardı. Günde üç mil yol yürüyüp yenilebilecek bitkiler arıyordu. Ama günün birinde hâmile fil, yirmi mile yakın yol yürümüş, hodan türünden ağacın tamamını yemişti. Dublin, önce fillerin tür bitkiyi yediğini hiç görmemişti, o olaydan sonra da görmedi. Aradan dört gün geçti, fil doğum yaptı.

Belki olayda bakışta sebep-sonuç ilişkisi görülemeyebilir, ama Dublin raslantı sonucu başka ilginç bağlantı kurmayı başarmıştı. Kenya’daki hâmile kadınlar, doğum sancılarını ya da çocuk düşürme sürecini başlatmak için o ağacın kabuklarından yapılmış çay içiyorlardı! Michael Huffman hikâyeyi Kalunde’ye anlattığında, Kenyalı ona, dedesinin de kendisine, WaTongwe kadınlarının geçmişte bitkiyi amaçla kullandığını öğretmiş olduğunu söyledi. Huffman, WaTongwe’lerin Güneybatı Tanzanya’da yaşadığını bilmekteydi. Orası Tsavo’nun yüz mil kadar güneyi sayılırdı. Demek ki olay, tek filin ya da popülasyonun tek kerelik olayı olmaktan çok yaygın âdetti.

Huffman’a göre, Mohamedi ilâç bitkilerle ilgili bildiklerinin çoğunu müteveffa dedesinden öğrenmişti. Yaşlı adam da yerel floranın yararlarını, yerel faunanın davranışlarına bakarak yorumlamıştı. Kalunde, hastalanan Afrika kabuklu kirpisinin hikâyesini anlatıyordu. Hayvan, mulengelele diye bilinen yerel bitkinin köklerini topraktan çıkarmış ve yemişti. Kısa süre sonra, peşpeşe gelen diare atakları bitmiş, hayvanın uyuşukluk hali geçmeye başlamıştı. Bunlar genelde parazit enfeksiyonunun belirtileriydi. Kalunde’ye göre, WaTongwe’ler olayı gördükten sonra, mulengelele bitkisini parazit enfeksiyonlarına karşı kullanmaya başlamışlardı. Hauffman bizi uyarmakta, hikâyenin belki de “ilginç öğretme aracı” olabileceğine dikkat çekmekte, önemli bilgileri kuşaktan kuşağa aktarabilmek için zaman zaman böyle şeylerden yararlanıldığını belirtmektedir. Ayrıca, kirpilerin bitkileri ilâç olarak kullandığına ilişkin önce hiç bilgiyle karşılaşılmadığını da söylemektedir. Biz olayı, kuşaktan kuşağa aktarabilmek için uydurulmuş alegorik masal olarak kenara atmayı göze alabilir miyiz, yoksa mulengelele’yi laboratuvarda incelememiz mi gerekir?

olay, Kuzeydoğu Amazon’da, Maroon’lar diye bilinen olağanüstü kabileyle birlikteyken benim başımdan geçen başka olaya benzemektedir. Onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda Amazon bölgesine köleler getirildiğinde, çoğu kaçıp yağmur ormanlarına sığınmayı başarmıştı. Oralarda, zorla koparıldıkları Afrika kültürlerine çok benzer aşiret toplulukları halinde araya gelmişlerdi. insanlar belki doğaları gereği savaşçıydı, ama içinde bulundukları koşulların onları savaşçı olmaya ittiği de gerçekti, çünkü yerel kolonilerin plantasyon ekonomisi açısından çok büyük tehdit oluşturuyorlardı (Ormanların içlerinde kaçak köleler için “yuva” olduğu bilindiği sürece, plantasyon işçilerinin de silâha sarılma ve/veya kaçmaya kalkışma olasılığı artıyordu). Brezilya’da Maroon’lar, Palmares diye bilinen kent-devleti kurup kendilerini organize etmişlerdi. Ama sonradan beyaz plantasyon sahipleriyle onların yardakçıları, kent-devleti yakıp yıktılar, geriye hiç şey bırakmadılar. Oysa Surinam’da Maroon’lar hiç zaman yenilgiye uğratılamadı. benzersiz Afrikan-Amerikan kültür orada hâlâ yaşamını sürdürmektedir.

Etnobotanik perspektiften bakıldığında, Maroon’ların ilginç yanı, ormandan gelme kişiler oluşları ve ormanla ilişkilerinin yerel kızılderililerinkinden çok farklı oluşudur. Örneğin onların ilâç olarak kullandığı bazı bitkileri, kızılderililer hiç kullanmamaktadır. Kızılderililer binlerce yıldır ormanlarda yaşadığına, Maroon’lar oraya kaç yüzyıl önce geldiğine göre, bunların orman bilgilerinin kızılderililere göre çok az olacağını düşünmek mantıklı gelmektedir. Ama ben, bunun her zaman böyle olmadığını kendim öğrenmiş bulunmaktayım.

Surinam’ın başkenti Paramaribo’yu ziyaret ettiğimde, kentin ortasından sâkin sâkin akan Surinam Nehri’nin kahverengi sularının kenarında, barın terasında oturmaktaydım. Yanımda, Amerikalı olduğu halde Surinam’da yetişmiş, Maroon kültür ve sanatı konusunda uzman olan Chris Healy vardı. Sohbetimiz ormanlardaki insanlarla, bitkilerle, hayvanlarla ilgiliydi. arada Chris, Amazon ormanlarının en iri memelilerinden olan tapir’le ilgili garip hikâye anlattı. Söylediğine göre, Maroon’lar tapirlerin nekoe bitkisinin köklerini yediğini, sonra da dışkılarını orman derelerine bıraktıklarını söylüyorlardı. Bitkilerdeki bileşimler derelerdeki balıkları sersemletiyor, tapirler yüzden su yüzüne çıkan balıkları yemeye başlıyordu. Aslında nekoe’de (Latin Amerika’nın başka bölgelerinde barbasco olarak bilinir), rotenoid diye bilinen kimyasal maddeler vardı, madde balıkların oksijen alımını etkiliyor, içinde yüzdükleri suda nekoe olduğu zaman balıklar su yüzüne vuruyordu. Yerel halk (hem kızılderililer, hem de Maroon’lar), olgudan yararlanarak ezilmiş nekoe saplarını derelere atıyor, yüze vuran balıkları yakalıyorlardı. bitki, rotenon diye bilinen ve organik tarımcılar tarafından, doğada tasfiye olabilen haşere ilâcı olarak kullanılan maddenin kaynağıydı. İkinci Dünya Savaşı sırasında da Amerikan askerleri, giysilerine musallat olan örümcekleri öldürmek için maddeden yararlanmışlardı.

Ben kızılderililerin ormanlarla ve oralarda yaşayan canlılarla ilgili bilgilerinin Maroon’lardan fazla olacağını düşünerek, birlikte çalıştığım kızılderililerin kaçına tapirlerle ve nekoe ile ilgili sorular sordum, ama onlar arada ilişki bulunmadığını söylediler. Oysa Maroon’lardan hangisine sorsam, tapirlerin nekoe yiyip derelere dışkı bıraktıklarını ve hikâyenin ondan sonrasını anlattılar. Acaba bize, Maroon’ların nekoe’deki balık sersemletici nitelikleri, tapirleri gözlemleyerek öğrendiklerini mi gösterir? Yoksa da gençlere o bitkinin değerli olduğunu öğretmek için uydurulmuş hoş masal mıdır? Afrika kabuklu kirpisinin mulengelele ile olan ilişkisi gibi durum mu vardır?

Maroon’ların tapirlerden şeyler öğrenmiş olabileceğini düşünmemizin sebeplerinden biri, bilim adamlarının son on yıl içinde hayvanların ilâç değerine sahip bitki kullanması olaylarıyla ne kadar sık karşılaştıklarını görmüş olmamızdır. konuda en iyi belgelenmiş hayvanlar, şempanzelerdir (Burada belki, onların bitkileri ilâç olarak kullanmasının hayvanlar âleminin tamamına teşmil edilemeyeceği, çünkü onların bizimle çok yakın akraba olduğu ileri sürülebilir: Bizim DNA’mızın şempanze DNA’sıyla tıpatıp eş olan bölümleri % 95 düzeyindedir. Şempanzeler diğer büyük maymunlara (gorillerle orangutanlara), yakın olmaktan çok, bize yakındırlar. Hattâ şempanzelerle insanlar arasında kan naklinin de teorik olarak mümkün olduğu ileri sürülmektedir). Büyük maymunların otuzdan fazla bitki türünü ilâç olarak kullandıkları bilinmektedir. belki de bilim adamlarının “câzibe etkisi” dediği şeyle ilgili olabilir, yani en câzip ve en dikkati çeken hayvanların yaptıklarını kolay görebildiğimiz için, bunların ot ilâçları diğerlerinden fazla kullandığına inanıyor olabiliriz.

Aslında ne kadar bakarsak, o kadar çok şey görüyoruz. Literatürde bile, upuzun, kapsamlı hayvanlar listesi vardır (çoğu memelidir, ama belki de sebebi yukarıda değinilen sebeptir). Bunlar botanik maddeleri, terapötik olduğunu varsayabileceğimiz amaçlarla yemektedirler. Domuzların, parazitik kurt enfeksiyonlarına çok eğilimli olduğunu herkes bilir. Hindistan ve Meksika’daki yaban domuzları, antihelmen-tik niteliklere sahip olduğu bilinen bitkileri çok sık yemektedirler. Hindistan’da domuz otu denilen ot, Meksika’da da nar kökleri en başta gelmektedir. Ama domuz hikâyesinin de tuhaf yanı vardır. Hindistan’da yerli halk, domuz otu köklerinden kurt öldürücü ilâç edip onu içmektedir. Ama nar ağacının kabuğunda tenyaları öldüren alkaloit olduğu bilinmekle birlikte, aslında domuz da, nar da, Meksika’nın yerlisi değildir. Her ikisini de Dünya’ya İspanyol fatihler getirmiştir. Ama domuzlar yine de, atalarının Eski Dünya’dayken yaptığı gibi, ağacın köklerini arayıp bulmakta ve yemektedir.

Pennsylvania Üniversitesi’nden Dan Janzen’in eline, araştırmaları sırasında, 1939’da yayınlanmış rapor geçmişti. raporda, Asya’ya özgü çifte boynuzlu gergedanın, keresinde kızıl mangrove ağacının bol tanenli kabuğundan çok fazla yediğinin gözlemlendiği, idrarının koyu turuncu çıktığı kaydedilmişti. Tanenler, reçetesiz satılan pek çok diyare ilâcının, örneğin Enterovioform gibilerinin başta gelen bileşkenidir. Janzen, gergedanın idrarında tür renk değişikliği yapabilen tanen konsantrasyonunun, hayvanın mesanesinde ya da idrar yollarında var olabilecek parazitleri kesinlikle etkilemeye yeteceğini kaydetmektedir.

hayvan-bitki ilişkileri tropik bölgelerin dışında da incelenmiştir. Harvard eğitimi almış, az konuşan etnobotanist Dr. Shawn Sigstedt, bitki, hayvan ve insanlar üzerindeki araştırmalarını Amerika’nın batısına odaklamıştır. Sigstedt’in en sevdiği bitkiler, Ligusticum diye bilinen küçük ot genusudur, ama az bilinen o ota hayranlık geliştirmiş tek kişi o değildir. Ayılar o otla karşılaştıklarında garip davranış göstermektedirler: Ligusticum ayılara, kedi çeken otların kedilere yaptığız etkiyi yapmaktadır. Sigstedt keresinde ayının hayvanat bahçesindeki kafesinin köşesine Ligusticum köklerinin atıldığını görmüş. Hayvandan müthiş homurtu yükselmiş. Sonra ayı, otları alıp kafesinin kenarına götürmüş, orada çiğnemiş, tükürmüş, alıp yüzünün her tarafına sürmüş. küçük ota, boz ayıların da, kutup ayılarının da aynı derecede âşık olduğunu söylemek mümkündür.

Kuzey Arizona’da yaşayan Navajo’lar, Sigstedt’e, Ligusticum’un dillerindeki adının “ayı ilâcı” anlamına geldiğini söylemişlerdir. Kızılderililer bitkiyi pek çok çeşit hastalıklara çare olarak kullanmaktadırlar ve o tedavilerin gerçekliği kimyasal analizle de onaylanmakta, antikoagülan ve antibakteriyal bileşimlerin varlığı belgelenmekte, mantarlar ve böcek kurtlarıyla savaşacak maddelerin varlığı da belirlenmektedir. kızılderililer için ayı, kutsal hayvandır. Kendilerine özgü yaratılış efsanelerinde, ayılar ilâç kullanma konusunda uzman sayılmaktadır.

Sigstedt, 1980’lerin sonlarına doğru bulgularını yayınlamaya başladığında, herkesin kadar şaşırmasına şaşırıyordu. “Ne de olsa, geyiklerin toz ağacıH* kabuklarını çiğnediği, o kabuklarda aspirin benzeri madde bulunduğu çoktan beri biliniyor” diyordu. “Ayılar neden bitki kullanma konusunda onlardan geri olsun ki?” Ona göre insanların bulguya kadar şaşırması, çok, bizim algılama ve sınıflandırma biçimimizden kaynaklanmaktaydı. “Bizler neyin yiyecek, neyin ilâç olduğunu birbirinden çok kesin çizgilerle ayırırız, ama hayvanlar için böyle olmayabilir. Size yararlı olan şey neden yalnız besleyici olsun da iyileştirici olmasın? Biz yiyecekle ilâcın arasına yapay set çekiyoruz, oysa gerçek durum belki de karmaşık mozaik gibi olabilir.”

Sigstedt’in kaydettiği epiküryen hayvan davranışı, tropik Amerika’da da görülmüştür. Rakunların uzun burunlu akrabası Coatimundis’lerin, mürrüsafî’lere akraba tropik bitkinin reçinesini postlarına sürüp durduğuna çok kere rastlanmıştır. Bunu her halde bit, sivrisinek, kene ya da başka rahatsız edici canlıları öldürmek ya da üstlerinden uzaklaştırmak için yapmaktadırlar. Tropik Amerika’nın capucin maymunları da (yirminci yüzyıl başlarında İtalyan göçmeni Amerikalılar sokaklarda laterna benzeri orglarını çalarken en çok maymunları tercih edip yanlarına aldıkları için bunlara orgcu maymunu da denmektedir), aynı tür davranışlar göstermektedir, ama çok çeşitli bitkiler kullandıkları bilinir. Capucin’lerin postlarına sekiz çeşit bitki sürdükleri görülmüştür. Bunlardan dördü (Hymenaea, Piper, Protrium ve Virola), Amazon kızılderili-lerinin en sık kullandığı ilâç bitkileridir ve içlerinden en az iki tanesi Amerika yerlileri tarafından cilt problemlerini tedavide kullanılmaktadır.

Kosta Rika’daki capucin’ler, Hymenaea reçinesiyle yağmur suyunun karışımını üstlerine sürerler. Surinam Maroon’ları aynı reçineyi kurumuş olarak toplayıp, diareye karşı çay gibi içer, ya da onu yakarak uçan böcekleri yanlarına yaklaştırmamaya çalışırlar. Amerikalı antropolog Dr. Mary Baker maymunların kürklerine başka dört bitkiyi sürdüklerini de görmüştür. Bölgedeki köylüler bunlara akraba üç türü, böcekleri kovmak ya da cilt sorunlarını tedavi etmek için kullanmaktadırlar.

Belki de son zamanların en ilginç bulgusu, kuşların bitkileri hem ilâç, hem de böcek öldürücü olarak kullanıyor olmalarıdır. Araştırmacılar penguenlerin sindirim sisteminde neden hiç parazit ya da başka zararlı mikroorganizmalar bulunmadığına çok şaşmaktaydılar. Yapılan saha çalışmalarının gösterdiğine göre penguenler düzenli olarak mavi-yeşil alg yemektedir ve önce de gördüğümüz gibi, o yosunda genellikle çok güçlü kimyasal maddeler bulunmaktadır (deneysel kanser terapisinde kullanılmaları da ondandır).

Batı Kosta Rika’da, Monte Verde Cloud Ormanı’nın koruma alanında çalışan araştırmacılar geçenlerde bitkilerin ilâç olarak kullanımına ilişkin da şaşırtıcı aktardılar. Orası Orta Amerika’nın korumaya alınan alanlarından biridir. Yirmi yılı aşkın süre önce orası defa korunmuş alan olarak ilân edildiğinde, orman Kosta Rika’nın yüzölçümünün çoğunu yeşil battaniye gibi örtmekteydi. “Geliştirme” faaliyetleri sebebiyle, şimdi oraların çoğu açıldı, geriye kala kala, ulusal parklarda ve kaç başka korunma altındaki alanda yaşayanlar kaldı (oysa Kosta Rika’nın en büyük döviz gelirinin kaynağı da eko-turizmdir).

Çevresi ormanlıktan çıkmış alanla sarılı olan Monte Verde, hem turistler için, hem de yakında dumanı tüten harabeye dönüşmeyecek araştırma alanı arayan bilim adamları için tür kutsal yer haline gelmiştir. Biyo-çeşitlilik açısından son derece zengin olmasına rağmen, Monte Verde bölgesinde bize yerel floranın ilâç değeri hakkında verebilecek hiç yerli kabile halkı kalmamıştır. Doğu Brezilya’da Karen Strier’in de başına geldiği gibi, iki Amerikalı araştırmacı o bölgedeki bitkinin değerini, yerli meslekdaştan değil, hayvandan öğrenebilmişlerdir.

Dr. K. Greg Murray ile Dr. Kathy Winnett-Murray, karı-koca ekip olarak, Karasuratlı Solitaire diye bilinen küçük ardıç kuşuyla, domatesin ufak boylu, kırmızı kuzeni olan, tadı domatese benzese de çok tatlı olan Witheringia arasındaki ilişkiyi araştırmaktaydılar. Çoğu kişiden farklı olarak Murray’ler, meyvelerin, frugivor hayvanlarla (meyve yiyen) o bitkinin kendisi arasında “kontrat” niteliğinde olduğunu biliyorlardı. Bitkiler lezzetli ve besleyici yiyecek (meyve) sunuyor, hayvanlar bunu arıyor ve yiyordu. karşılık hayvanların çekirdekleri dışkılarında çıkarmaları, ama meyveyi veren bitkiden uzak yere çıkarmaları ‘bekleniyordu’ (genellikle o çekirdekler, sindirilemeyen tabakayla kaplıydı). Böylelikle bitkinin tohumları, ana bitkiden uzak yerlere dağılmış olacak, yanında gelişip ışık ve su konusunda ana bitkiyle rekabete girmeyecekti. Bütün pazarlıklarda olduğu gibi, bazen taraflardan biri baskın çıkıyordu. Murray’lar Witeringia olayında da durumun böyle olduğunu gördüler. bitkinin, duyuları güçlü canlıya işini yaptırabilmesi konusunda çok ileriye gidebildiğini anlamışlardı.

Murray’ler vardıkları sonucu, çok zekice ve incelikle düzenlenmiş deneye dayandırmaktaydılar. İçine Witheringia çekirdeklerini koydukları tür kırmızı jöleden, iki tip yapay meyve yarattılar. kısmını gerçek böğürtlenlerin suyuna batırdılar, böylelikle meyvelerde bulunan kimyasal maddelere buladılar. Geri kalan “meyveler” yalnızca jöleden ve çekirdeklerden oluşuyordu. Araştırmacılar bundan sonra “meyveleri” aç ardıçlara sundular. Meyve suyuna batmamış meyveleri yiyen kuşlar, dışkılarını yedikten yirmibeş dakika sonra attılar. Ama meyve suyuna batmış meyveleri yiyen kuşlar, onbeş dakika sonra pislediler, yani gerçek meyveleri yedikten sonra çekirdekleri ne kadar sürede çıkarıyorlarsa, yine o kadar zaman sonra çıkardılar. Murray’ler meyve suyunda tür laksatif madde olduğu, kuşların çekirdekleri üçte oranında hızlı çıkarmasını sağladığı sonucuna vardılar. Belki çekirdeklerin kuş midesinde geçirdiği o fazladan on dakikanın pek fark yaratmayacağı düşünülebilir, ama durum hiç de öyle değildir. Murray’lerin bulgularına göre kuşun midesinde yalnızca onbeş dakika kalan çekirdeklerin % 75’i sağlamken, içerde on dakika fazla kalmış olanların ancak % 20’si jerminasyona halde kalabilmektedir. Kimyager Dr. William Acosta, tip deneyin (ve özellikle de tip bileşimlerin) insanlarda kullanılabilecek doğal laksatifler geliştirilmesine yol açabileceğini önermiştir.

Ayrıca kuşlar bitkileri başka amaçlarla da kullanmaktadır ve oralardan da ve yararlı bileşimler doğabilir. Şahinlerin yuvalarını yaparken yeşil yapraklardan demetler kullandığı uzun zamandan beri bilinmektedir. Son zamanlarda kuş meraklıları, şahinlerin yalnızca ağaçların taze yapraklarını tercih ettiklerini, kuruyan ve ölen yaprakları da kaç günde değiştirdiklerini fark etmişlerdir. Kırmızı kuyruklu şahin, cottonwood kavaklarının ve titreyen aspen’lerin yapraklarını kullanırken, kel kartal da ayak otunu ve beyaz çamların iğne yapraklarını tercih etmektedir. Dr. Bradley McDonald’la arkadaşları olguyu klasik incelemeyle ele aldıklarında, yedi kuş türünün (şahin ve akrabaları) onikiden fazla bitki türü kullandığını buldular. Başka araştırmacılar da davranışları açıklayacak takım hipotezler ileri sürmüşler, yuvanın kamuflajından, yuvanın meskûn olduğunu ilân etmeye kadar çeşitli fikirler belirtmişlerdir, ama McDonald grubu o bitkileri laboratuvarda testten geçirdiklerinde, hepsinin etkili böcek uzaklaştırıcılar olduğunu görmüşlerdir (genellikle kara sineklere etkilidirler, ama örümceklerle bakterilere de etkili olabilecekleri hatırlatılmaktadır). Bunlar et yiyen kuşlar olduğundan, yetişkinler yavrularını beslemek için sürekli olarak yuvalarına ölmüş veya ölmek üzere olan hayvanları taşıyıp durmaktadırlar. avların kanları ve çürümekte olan etleri, doğal olarak, böcek ve bakterileri yuvaya çekmektedir, oysa böcek ve bakteriler, yuvadaki yavru kuşları zayıflatabilir ve öldürebilir. Oysa yeşil bitkilerin kullanılmasıyla, yetişkin kuşlar yavrularını koruyabilmekte, belki de önleyici tıbbın bilinen ornitolojik örneğini sergilemektedirler.

Ilıman kuşaktaki ormanlarla karşılaştırıldığında, yağmur ormanları kompozisyonu nisbeten az incelenmiştir. McDonald, araştırmasında, bitkilerin yapraklarındaki antibakteriyal bileşimlerin zaten önce, yani araştırmasına başlamadan önce izole edilmiş olduğunu görmüştür. Tropik kuşların yerel yaprakları böcek kovucu ya da antibakteriyal amaçlarla kullanıp kullanmadığına ilişkin benzer araştırmalar da halen yapılmaktadır. Ama dünyanın en büyük kartalı olan Amazon harpisi konusunda en başta gelen uzman Neil Rettig, harikulâde yaratıkların yuvalarında dev Mora ağacının yapraklarını aynı şekilde kullandıklarını çoktan görmüştür. Bugün kuşlar için böcek kovucu olan madde, günün birinde bizler için de etkili böcek kovucu ya da antibiyotik olabilir.

Eğer kurbağalardan ağrı kesiciler, kirpilerden uyarıcılar, penguenlerden antiparazitikler, ardıçlardan laksatifler, şempanzelerden antibiyotikler, tüylü örümcek maymunlarından doğum kontrol hapları edebiliyorsak, o yağmur ormanlarında, kırlarda, mercan kayalıklarında, yerli türlerin kullandığı ve bizim keşfetmemizi bekleyen kimbilir neler neler vardır! Neleri şimdiden kaybetmişizdir! Yaklaşık beşyüz yıl önce Portekizliler, Brezilya’nın doğu kıyılarına ulaştıklarında, muriqui maymunlarının nüfusu herhalde yüzlerce bin düzeyindeydi. Bugün o nüfus, kaç yüz bireye düşmüştür, zamanlar muhteşem ormanlar olan zenginliğin % 90’ından fazlası da kaybedilmiştir. Kimyasal madde olarak, bunları üreten türler olarak, ya da bunların nasıl kullanılacağına ilişkin maymunların sahip olduğu bilgiler olarak, neler kaybettiğimizi kim bilebilir?

——————————————————————————–

H Yaprakları çok titreyen tür kavak ağacı; aspen.

YERLİ PORTAKALLAR Google

YERLİ PORTAKALLAR

YERLİ PORTAKALLAR

Yerli portakallar çok yetiştirildikleri ekolojilerin yakınında bulunan yerleşim birimlerine göre adlandırılırlar. Ülkemizin önemli yerli portakal çeşitleri; Alanya dilimli, Finike yerli, Dörtyol yerli, Kozan yerli, Sultanhisar yerli portakallarıdır.

Genellikle yuvarlak, çekirdekli ve çok sulu çeşitlerdir. ekolojilerde ağaçlar iyi gelişmekte olup, çok verimlidirler. Ancak, bütün yerli portakal çeşitlerinde periyodisiteye fazla eğilim görülmektedir. ekolojileri dışında genellikle kalitede büyük düşüşler olmaktadır. yüzden de portakalların üretim bölgeleri çok sınırlı olarak kalmıştır. Çok çekirdekli olmaları sebebi ile çok meyve suyu sanayide kullanılmalarına karşın, iç pazarda Washington Navel ve Yafa portakallarından sonra piyasadaki boşluktan dolayı sofralık olarak da alıcı bulmaktadır. Günümüzde çeşitlerle bahçe tesisi yapılmamaktadır.

MANDARİNLER

Mandarinler toplam turunçgil üretimimizin % 24′ünü oluşturmaktadır. Ülkemizde üretimi yapılan başlıca mandarin çeşitleri ile pazara mal arz periyodunu uzatmak açısından önemli bazı mandarin çeşitleri ve özellikleri şu şekildedir.

SATSUMA (OWARI)

Satsuma mandarini, Türkiye’ye defa Japonya’dan Batum yoluyla doğu Karadeniz bölgesine girmiştir. sonra, özellikle Ege bölgesinde ekolojisine sahalar bularak büyük alanlara yayılmıştır. Ülkemizde yetiştirilen satsumaların tümü Owari grubunda yer almaktadır. Tüm dünyada yaygın olarak yetiştirilen ve tanınan çeşittir. Ticari öneme sahip turunçgil çeşitleri arasında soğuğa en dayanıklı çeşit olarak bilinir.

Meyve kabuğu hasat döneminde sarımsı portakal renginde ve hafif pürüzlüdür. Kabuğun meyve etine bağlılığı gevşektir. Depolama ve taşımaya elverişlidir. Puflaşma eğilimi fazladır. Meyveler orta büyüklükte, basık şekillidir. Meyve eti koyu portakal rengindedir. Sulu, aromalı ve kalitesi yüksek çeşittir. Çekirdeksizdir (Şekil 9).

Verimli çeşit olup, düzenli meyve verir ve periyodisiteye eğilimi azdır. Ağaçlar yayvan taçlıdır. Erkenci çeşittir. Ekim ayı ortalarında olgunlaşır ve olgunlaştıktan sonra ağaç üzerinde fazla kalamaz.

 YERLİ PORTAKALLAR

Şekil 9. Satsuma mandarini

KLEMANTİNE

Cezayir’de doğal mutasyon veya melezleme sonucunda edilmiş çeşittir. Ülkemize 1936 yılında İtalya’dan getirilmiş olup, yetiştiriciliği çok Akdeniz bölgesinde yaygınlık kazanmıştır.

Ağaçları orta büyüklükte, sık yapraklı ve çok dallı olup, yuvarlak taç oluşturur. Meyve kabuğu koyu portakal renginde, hafif pürüzlü görünümdedir. Kabuğun meyve etine bağlılığı orta sıkıdır. Fakat kolay soyulabilir. Diğer mandarinler kadar puflaşma göstermez. Meyve eti koyu portakal renkte, gevrek, sulu ve aromalıdır. Tozlayıcı çeşide bağlı olarak çekirdek sayısı artabilir.

Verimli çeşittir, periyodisite eğilimi azdır. İyi verim etmek için bahçe içerisinde yeterli miktarda tozlayıcı çeşit konulması veya hormon uygulaması yapılması gerekir.

Soğuğa oldukça dayanıklıdır. Klemantin mandarini erkenci çeşit olup, meyveleri Ekim ayı sonu – Kasım ayı ortalarında olgunlaşır.

YERLİ MANDARİN

Yerli mandarin Türkiye’ye 20. yüzyılın başlarında Doğu Ege Adaları ile Filistin’den geldiği sanılmaktadır.

Meyve kabuğu sarı-portakal renginde ve hafif pürüzlüdür. Kabuk üzerinde sap kısmında hafif oluklar bulunur. Kabuk meyve etine hafif bağlıdır. Meyveler çabuk puflaşır, depolama ve taşımaya elverişli değildir. Meyveleri yuvarlak basık şekildedir. Meyve eti sarı-portakal renginde, sulu, kendine has güzel aromalı, lezzetli ve yüksek kalitelidir. Meyvede çok çekirdek bulunması sofralık değerini düşürmektedir.

Çok verimli olmasına karşılık, mutlak periyodisite gösterir. Oldukça sık dallı ve söğüt yapraklıdır. Düşük sıcaklıklara ve güneş yanığına duyarlıdır. Orta mevsim çeşidi olup, genelde Aralık sonu Ocak ayında olgunlaşır. Olgunlaşma sonrası dökümlere son derece duyarlıdır. çok Bodrum ve çevresinde yetiştirilmektedir.

FREMONT

Klemantin ve Porkan mandarinlerinin melezlenmesi sonucunda edilmiştir. Türkiye’ye 1967 ve 1973 yıllarında ABD’den yapılan introdüksiyonlarla getirilmiştir.

Ağaçları orta kuvvetlidir ve dikine büyür, dalları dikensizdir, erken yaşta meyveye yatar. Meyve kabuğu koyu kırmızı – portakal renkli parlak ve pürüzsüzdür. Kabuk meyve etine sıkı bağlı ve çok gevrek olduğundan soyulurken küçük parçalara ayrılır. Taşıma ve depolamaya elverişlidir. Meyveler yuvarlak şekilli ve çok çekirdeklidir. Periyodisite gösterir. Fazla meyve tutması sebebiyle meyveler küçük olur, seyreltme işlemi gerekir. Olgunlaşma zamanı Aralık-Ocak ayıdır.

Periyodisite göstermesi, meyvenin zor soyulması, çok çekirdekli olması gibi olumsuz özelliklerine rağmen, albenisinin yüksek olması meyve suyunun çok tatlı ve lezzetli olması, erken verime yatması, sık dikime olması çeşidin önemini arttırmaktadır.

Türkiye’de özellikle Adana-Mersin dolaylarında yetiştiriciliği yapılan çeşittir. Başka yörelerde yetiştirildiğinde çok küçük meyve verdiği için üretiminden vazgeçilmiştir. Orta Doğu Ülkeleri dışında ihraç edilmemektedir.

NOVA

Nova, Klemantin mandarini ve Orlanda tangelosunun melezlenmesi sonucunda edilmiştir. Türkiye’ye 1967 ve 1973 yıllarında yapılan introdüksiyonlarla girmiştir.

Soğuğa dayanıklı çeşittir. Ağaçları büyük, kuvvetli, parlak yapraklı, dikenli ve verimli çeşittir. Meyve kabuğu parlak, portakal renkli, hafif pürüzlüdür. Kabuk meyve etine sıkı bağlıdır. Meyveler hafif basık şekillidir (Şekil 10).

 YERLİ PORTAKALLAR
Şekil 10. Nova mandarini

Oldukça büyük ve lezzetli meyvelere sahiptir. Meyve eti kalitesi çok yüksektir. Kabuk meyve etine sıkı bağlı, soyulması çok kolay değildir. Meyve, puflaşmadan uzun süre ağaç üzerinde kalabilir. Periyodisiteye eğilimi azdır. Olgunlaşma zamanı Kasım-Aralık ayıdır. Doğu Akdeniz Bölgesinde hızla yayılmaktadır.

ROBİNSON

Robinson, Klemantin mandarini ile Orlanda tangelosunun melezidir. ABD’den 1967 ve 1973 yıllarında yapılan introdüksiyonlarla Türkiye’ye girmiştir.

Ağaçların dalları dikensiz, kırılmalara eğilimli, yaprakları mızrak biçiminde ve geniştir. Meyveler sapa bağlandığı noktada ufak boyuna sahiptir. Meyve kabuğu ince, pürüzsüz, meyve etine sıkı bağlı olmasına karşın, kolay soyulabilmektedir. Taşıma ve depolamaya elverişlidir. Çekirdek miktarı tozlayıcıya göre değişkenlik gösterir. Puflaşmaya eğilimi azdır (Şekil 11).

 YERLİ PORTAKALLAR
Şekil 11. Robinson mandarini

Verimli çeşit olup periyodisiteye eğilimi çok azdır. Düzenli meyve verir. Erkenci çeşittir. Meyveler Kasım – Aralık ayında olgunlaşır ve ağaç üzerinde uzun süre kalabilir. Dökümlere dayanıklıdır. Türkiye’de hızlı gelişmesi beklenen çeşittir.

LEE

Klemantin mandarini ile Orlanda tangelosunun melezidir. Ülkemize 1967 yılında ABD’den getirilmiştir.

Meyveler, orta büyüklükte, hafif basık, ince kabuklu, kabuk ete yapışık fakat kolay soyulabilir durumdadır. Meyvenin dış görünüşü düzgün ve parlak, olgunlukta renk koyu sarımı-portakaldır. Meyve eti portakal renginde, bol sulu, lezzetli ve aromalıdır. Olgunlaşma zamanı Kasım-Aralık aylarıdır. ağaçları dikensiz orta büyüklükte, yaprakları mızrak şeklindedir. Meyve kalitesi çok yüksek değildir. yüzden, Florida’da yerini kalitesi ve verimi yüksek olan Robinson ve olgunlaşma zamanı aynı olan Nova’ya bırakmıştır.

FAIRCHILD

Klemantin mandarini ve Orlanda tangelosunun melezlenmesi sonucunda edilmiştir. 1967 ve 1973 yıllarında ABD’den yapılan introdüksiyonlarla Türkiye’ye girmiştir.

Meyveleri orta büyüklükte ve biraz basık şekildedir. Meyve kabuğu orta kalınlıkta ve kolay soyulabilir meyvenin dış görünüşü parlak düzgün, koyu portakal rengindedir. Meyve eti portakal renginde sert ve sulu, iyi lezzetli ve tatlıdır. Çok sayıda küçük poliembriyonik çekirdek vardır.

Verimli çeşittir. Hafif periyodisite gösterir. Ağaçları kuvvetli, geniş taçlı ve sık yapraklı olup, dikensizdir. Kaliforniya ve Arizona’nın kurak bölgelerinde Klemantine göre üstün vasıflı olduğu kanıtlanmıştır. Adana koşullarında iyi performans göstermektedir.

Erkenci çeşittir. Olgunlaşma zamanı Aralık-Ocak aylarıdır. Meyveler olgunlaştıktan sonra ağaç üzerinde uzun süre kalabilir.

MİNNEOLA

Minneola, Ducan altıntopu ile Dancy mandarini melezidir. 1967 ve 1973 yıllarında ABD’den yapılan introdüksiyonlarla Türkiye’ye girmiştir.

Ağaçları kuvvetli ve geniş taçlı, yaprakları geniş ve sivri uçludur. Meyveleri hafif uzun ve biraz boyunludur (Şekil 12). Meyve kabuğu kırmızımsı-portakal renkli, düz, pürüzsüz ve az çok ete bağlıdır. Meyve eti portakal renginde, sulu, aromalı ve hafif mayhoştur. Çekirdek sayısı bahçedeki tozlayıcı sayısına bağlı olarak değişmekle birlikte, 7-12 adet arasında değişir.

Oldukça verimli çeşit olup, periyodisiteye eğilimlidir. Soğuklara oldukça dayanıklı çeşittir. Taşımaya ve depolamaya elverişlidir. <I style="mso-bidi-font-style: normal">Alternaria citri</I> fungal hastalığına karşı hassasiyet gösterir. Orta mevsim çeşidi olup, meyveleri Ocak-Şubat ayında olgunlaşır. 1980′li yıllardan sonra, özellikle Doğu Akdeniz Bölgesinde en fazla yayılan çeşittir. Ancak, <I style="mso-bidi-font-style: normal">Alternaria citri</I> fungal hastalığına hassasiyeti nedeniyle, üreticilerin çeşide olan talebi azalmıştır.

 YERLİ PORTAKALLAR

Şekil 12. Minneola mandarini.

FORTUNE

Fortune, Klemantin ile Dancy mandarini melezidir. Son yıllarda geçci çeşitlere olan eğilim yüzünden önem kazanmış ümitvar çeşittir.

Ağaçları hızla büyüme özelliğinde ve yuvarlaktır. Meyvesini genellikle eteklerde ve taç içerisinde oluşturur. Meyveleri orta büyüklüktedir. Meyve kabuğu koyu portakal renginde hafif pürüzlü, ince, meyve etine az bağlı ve kolay soyulabilir şeklindedir (Şekil 13). Meyve eti portakal renginde sulu, tatlı ve lezzetlidir. Çekirdeksiz çeşittir. Çekirdek sayısı tozlayıcıların bulunduğu bahçelerde artabilir.

 YERLİ PORTAKALLAR

Şekil 13. Fortune mandarini.

Soğuğa karşı dayanıklı çeşittir. Kaliforniya ve İsrail’de asit oranının istenilen seviyeye düşmesinin beklenmesi durumunda puflaşma ve meyve dökümleri görüldüğünden, üretimi yaygınlaşmamıştır. İspanya’da bahçe tesisinde en fazla kullanılan ikinci popüler çeşit olup, mandarin fidanına olan talebin %15′inden fazlasını çeşit oluşturmaktadır. Henüz ülkemizde adaptasyon çalışmaları tamamlanmamıştır.

CLAUSELLINA

Clausellina, Satsuma Owari çeşidinden göz mutasyonu sonucunda oluşmuştur. Ağaçları Owariden yavaş büyür ve küçük taç oluşturur. Meyve kabuğu sarımsı-portakal renginde, hafif pürüzlü, meyve etine gevşek bağlı ve kolay soyulabilir şeklindedir. Meyve eti koyu-portakal renginde, Owariden az kalitelidir. Çekirdeksizdir. Meyve iç olgunluğa, dış olgunluktan çok önce ulaşır. nedenle sararma işlemine ihtiyaç duyulmaktadır. Owari’den üç hafta erkenci olup olgunlaşma zamanı Eylül sonu-Ekim ayıdır. Ağaç yapısı küçük olduğundan sık dikime uygundur. İspanya’da miktar yayılma alanı bulmuştur. Ancak, Okitsu’nun kaliteli ve erkenci olmasından dolayı Clausellina üreticiler tarafından artık tercih edilmemektedir. Ülkemiz için çeşitlerden biri olup, henüz adaptasyon çalışmaları yapılmamıştır.

PLANELLINA

Planellina, Owari çeşidinden göz mutasyonu sonucunda oluşmuş Satsuma çeşididir. Owariden beş, Clausellina’dan iki hafta erkencidir. Meyve özellikleri ve kalitesi bakımından Owariye çok benzer. Clausellina’dan sulu, ince kabuklu ve büyük meyveli çeşittir.

Çok erkenci çeşit olması nedeniyle, pazara mandarin meyve arz periyodunu genişletmek için ümitvar olabilecek çeşittir. Ülkemiz için çeşitlerden biri olup, henüz adaptasyon çalışmaları yapılmamıştır.

OKİTSU

Okitsu, Miyagawa satsuma çeşidinden kontrollü melezleme sonucunda nüseller çöğür olarak edilmiştir. Japonya’da en yaygın ikinci satsuma çeşididir. Son yıllarda İspanya’da da yetiştiriciliği yayılmaya başlamıştır. Ülkemiz için çeşitlerden biridir.

Ağaçları güçlüdür. Genç ve güçlü dalları dikenlere sahiptir. çeşit, erkenciliği, iri meyve yapısı ve erken meyveye yatması nedeniyle 1996 yılından itibaren Doğu Akdeniz Bölgesinde yaygınlık göstermeye başlamıştır. Satsuma grubu içerisinde dikene sahip tek çeşittir. Meyveleri oldukça büyük ve yassıdır.

Meyve kabuğu, portakal renginde, hafif pürüzlü, meyve etine bağlılığı gevşek olup, kolay soyulabilir. Meyve eti koyu-portakal renginde, tatlı, asit oranı düşük ve lezzetlidir. Owari’den 3-5 hafta erkencidir.

Meyvenin olgunlaşma zamanı Eylül sonu-Ekim aylarıdır. periyodisiteye eğilimi azdır. Depolamaya elverişlidir.

Son yıllarda İspanya’da Clausellina’ya olan ilgi azaldığından Okitsu’nun dikimleri artmıştır. Arjantin ve Uruguay’da da en popüler çeşitlerden biridir. Ülkemizde, adaptasyon çalışmaları henüz tamamlanmamıştır.

MARİSOL

Marisol, Klemantin seleksiyonu olan Oroval’den göz mutasyonu sonucunda edilmiştir.

Soğuğa dayanıklı çeşittir. Meyve kabuğu portakal renginde hafif pürüzlüdür. Meyve kabuğu, meyve etine orta sıkı derecede bağlıdır. Meyveler büyük ve lezzetlidir. Meyveler renk değişimi gösterdiğinde hasat edilir ve sarartma işlemine tabi tutulur. Ağaç üzerinde uzun süre bekletilirse puflaşma gösterir ve kalite kaybına uğrar. Taşıma ve depolamaya uygundur. Oroval’den iki hafta erken, Owari’yle aynı tarihte olgunlaşması Marisol’u son yıllarda piyasanın aranılan çeşidi yapmıştır. Olgunlaşma zamanı Eylül sonu-Ekim başlarıdır. çeşidin en olumsuz özelliği Akdeniz meyve sineğine olan duyarlılığıdır. Meyvenin tamamı sebepten dökülebilir. Ülkemiz için çeşit olan Marisol ile ilgili adaptasyon çalışmaları henüz tamamlanmamıştır.

NOUR

Nour, Fas’ta selekte edilmiş Klemantin seleksiyonudur. Son yıllarda üretimine önem verilen geçci mandarin çeşididir.

Meyve kabuğu koyu portakal renginde, biraz pürüzlüdür. Meyve eti sulu ve iyi aroma ve lezzete sahiptir. Meyveler Ocak ortasında olgunlaşır ve kalitesinden kaybetmeksizin Mart ayı başlarına kadar ağaç üzerinde bırakılabilir. geçci özelliği nedeniyle son yıllarda dikkatleri üzerine çeken meyvedir. Nakliye ve depolamaya dayanıklıdır. Fas tarafından ABD ve Kanada gibi Ülkelere ihraç edilmektedir. Ülkemiz için mandarin çeşidi olan Nour, pazara meyve arz periyodunu uzatmak açısından üzerinde durulması gereken çeşit olarak görülmektedir. Ülkemizde adaptasyon çalışmaları henüz yapılmamış çeşittir.

Master Lisans Arama Google

Siz Master –Franchise veya Master-lisans ile mi ilgileniyorsunuz?
Sizi tebrik ederiz, Master –lisans Size çok iyi perspektifler sunacaktır.
Yabancı menşeli Franchise- sistemine adapte olurken yine de aşağıdaki noktalara mutlaka uymalısınız:
Sistem devredilebilir olmalıdır.
Şirket konsepti öncelikle veya iki pilot mağazada denenmelidir. Ana konsepte göre her zaman mutlaka değişiklikler söz konusu olmaktadır.
Potansiyel talip olarak Master-lisans satın alırken bilmeniz gereken şu ki, tanımlanan alan içerisinde sistemin kurulmasından Siz sorumlu olacaksınız, bölgedeki (en az) pilot işletmenin kuruluşundan sorumlu olacaksınız ve ortaklar kazanmak zorundasınız. Bunların eğitilmesinden, işe alıştırılmasından ve işletme kuruluşuna kadar çok konuda yine siz sorumlu olarak görev yapacaksınız. Ayrıca öz sermayeye de sahip olmanız gerekmektedir.
Gelecekteki ortaklarınızın kontrolünden ve satın yönetimini siz üstleneceksiniz. Büyük şirketin kurulmasını planlayarak nitelikte ve titiz biçimde ortaklar seçeceksiniz.
Bizimle temasa geçiniz, buradaki parola ise “Master Lisans Arama” olacaktır ve bizi hangi sektöre Master- lisansı almak istediğiniz konusunda bilgilendiriniz. Biz, size en Franchise- sistemini seçip memnuniyetle de konuyla ilgili Size vereceğiz.
Master-sistemleri alanında siz de sistemin potansiyel Master arayışı ve hangi koşulların beklendiği hakkında örnek görebilirsiniz.
Master Sistemlerine Gider